Burun Kanamasında Ne Yapılmalı

28 Haziran 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

BURUN KANAMASINA DİKKAT ! Burun kanamaları çoğunlukla can sıkıcıdır. Ancak bazen korkutucu ve yaşamı tehdit edici boyuttadır. Uzmanlar burun kanamalarını iki gruba ayırmaktadırlar. Ön burun kanamaları burun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran yada oturan kişide burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir. Arka kanama: Burun arkasından olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir. Arka burun kanamalarının tanınması oldukça önemlidir. Bu kanama tipi bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler yada travma geçirmiş kişilerdir. Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek faydalı olacaktır. Bu amaçla vaselin gibi kremler kullanılabilir. Günde üç defa kullanılması önerilir. Ancak gece yatmadan önce sürülmesi yeterlidir. Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin faydası vardır.

ÖN KANAMALARIN DURDURULMASI Siz yada çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız: Burunun ucundaki yumuşak kısmını başparmağınızla diğer iki parmağınız arasına alınız. Burunu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırın. Beş dakika böyle bekleyiniz. (Saat tutunuz.) Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturmanız yada başınız daha yukarda uzanmanınız önerilir. Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz. (Bir plastik torba içine buz doldurarak. )

KANAMA DURDUKTAN SONRA YENİDEN KANAMAYI ÖNLEMEK Sümkürmemeye dikkat ediniz. Yerden ağır bir şey kaldırmak yada buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız. Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarda tutmaya çalışınız.

 TEKRAR KANAMA OLURSA Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürerek temizleyiniz. 3, 4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız. Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız. Doktorunuzu arayınız.

NE ZAMAN DOKTORU ARIYALIM YADA ACİL SERVİSE BASVURALIM? Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa; Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa. Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok boğaz arkasına doğru oluyorsa.

Saçımızı hergün yıkamak doğru mu ?

06 Mart 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

Her gün saç yıkamanın faydadan çok zararı olabileceği ortaya kondu. Saç derisindeki koruyucu bakterileri yok ederek, kepeklenme ve dökülme sorunlarına neden olabileceği belirtildi.

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşin Köktürk, saçlı derinin kendine özgü koruyucu florası olduğunu, bakımının özenle yapılması gerektiğini söyledi.

Bazı kişilerin “çok yağlı” diyerek saçlarını sık aralıklarla yıkadığını belirten Prof. Dr. Köktürk, “Bu davranış doğru değil, sık yıkamakla yağlı saçlardan kurtulunmaz. Sık yıkamak saçlı derinin koruyucu florasını bozar” dedi.

Saçları sık yıkamanın derideki koruyucu bakterileri yok ederek kepeklenme ve saç dökülmesine yol açabileceğini kaydeden Köktürk, “Koruyucu tabaka yok olduğu gibi deride istenmeyen bakteri ve mantarların üremesine de neden olabilir. En sağlıklı olanı saçların haftada 3 gün PH değeri 5,5 olan şampuanla yıkanmasıdır. Ayrıca yıkama sırasında çok sıcak su yerine ılık su kullanılmalı” diye konuştu.

Köktürk, saçlarda jöle ve boya gibi fiziksel ve kimyasal uygulamaların uzun süre kalmamasını önerdiklerini belirterek, “Bu ürünler de saçın ve saç derisinin doğal yapısını bozuyor, saçları güçsüzleştiriyor. Saçın maruz kaldığı kimyasal etkinin uzamaması için jöle kullanan kişiler gün sonunda saçlarını muhakkak yıkamalı” dedi.

Neden yorgun ve halsiz hissederiz?

28 Şubat 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

248_yorgunum_

Gün içinde enerjiniz düşüyor, kendinizi çok yorgun hissediyor ve bunun nedeninin ne olduğunu bilmiyor musunuz? İşte yorgun ve halsiz hissetmenizin 10 nedeni.

1. Derin uykuda bizi rahatsız eden gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.

2. Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zararlıdır. Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.

3. Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar. Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.

4. Su eksilirse dikkatiniz de dağılır. Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.

5. Cep telefonu hipnozdan beterdir. 20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.

6. Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi. Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!

7. Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz. Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, “çölyak” hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikâyet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerekir.

8. Kola bünyeyi aside boğar. Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.

9. Gürültü de yorar. Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.

10. Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur. Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür.

8.058

Uykusuzluk beyni küçültüyor

29 Ocak 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

248_beyin_uyu

Düzenli olarak uykusuzluk sorunu yaşayanların, hafızayı kontrol eden beyin kortesinde küçülme görülebileceği ortaya kondu.

Kronik uykusuzluğun, hafıza formasyonunda etkili olan beyin korteksinde küçülmeye neden olabileceği bildirildi.

İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Hollanda’daki Nörolojik Bilimler Enstitüsü’nde görev yapan bir grup bilim adamı, kronik uykusuzluk hastalarının beyinlerinin sol tarafındaki gri madde miktarının, bu tür bir sorunu olmayanlara nazaran daha az olduğunu tespit etti.

Uzmanlar, uykusuzluk sorunu arttıkça merkezi sinir sisteminin ana içeriği olan gri maddenin miktarının azaldığını da gözlemledi.

Şimdiye kadar bu durumun sadece post travmatik stres bozukluğu gibi ağır depresyon hastalarında görüldüğünün düşünüldüğünü belirten bilim adamları, bu bulguların ışığında uykusuzluk sorununa daha fazla özen gösterileceğini umduklarını söyledi.

 

5.151

Baş ağrısını tetikleyen yiyecekler

26 Ocak 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

248_basagri

Migreni tetikleyen gıdalar, kişiye özel bir antikor testi ile belirleniyor.

Türk Nöroloji Derneği, alanında bir ilke imza attı; migreni tetikleyen gıdaları kişiye özel bir antikor testiyle belirlemeyi başardı.

Listede baharatlar, kuruyemiş, deniz ürünleri, bazı sebze ve meyveler başı çekiyor

Türkiye’de genel popülasyonda yüzde 16.4 oranında görülen migrenin, kadınlarda görülme sıklığı yüzde 24.6’lara kadar çıkıyor. Migreni tetikleyen faktörler ise, kişiden kişiye değişiyor. Başlıca tetikleyiciler arasında stres, rüzgar, açlık, uykusuzluk, parlak ışık, sigara dumanı, kokular, fazla uyku kadar bazı besinler de başı çekiyor. Ancak ‘kırmızı şarap’ dışındaki tetikleyici gıdalar, hastalar tarafından net ayırt edilemiyor.

Migren tetikleyecileri arasında gıdaların rolünü yüzde 11.4 olarak belirleyen Türkiye Migren Prevelans Çalışması’nın ardından yapılan yeni bir çalışma, migren ataklarında tetikleyici gıdaların etkisini ortaya koydu. Araştırmada, migren teşhisi için geliştirilen bir antikor testiyle, 266 gıdaya karşı hastaların antikor düzeyleri ölçüldü. Bu çalışma için iki ayrı diyet reçetesi oluşturuldu.

Hastaların etkilendiği gıdalar ölçü alınarak, kişiye özel gıdalar içeren ‘provokasyon diyeti’ ve bunlardan arınmış ‘eliminasyon diyeti’ adında beslenme reçeteleri hazırlandı. Altı hafta boyunca bu reçeteler hastalara uygulandı. Sonuçlara bakıldığında, ‘eliminasyon diyeti’ sırasında atak sıklığı, baş ağrılı gün sayısı, baş ağrısı için kullanılan ilaç sayısında anlamlı bir düşüş belirlendi. Araştırmaya göre, hastaların yarısında ağrılı gün sayısının azaldığı, migren atak sayısının ise yüzde 30 düştüğü görüldü.

Dünyada ilk çalışma

Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu üyesi ve Türkiye Nörolojik Bilimler Vakfı İkinci Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, önümüzdeki günlerde yayınlayacakları çalışma hakkında şunları söyledi: “Migrenli hastanın kanından 266 gıdaya karşı duyarlılığını araştırdık. Yüksek ve düşük pozitifliği bulunan gıdaları farklı zamanlarda verip, karşılaştırdık. Hastaların yarısına duyarlı olduğu gıdaları verdik. Diğer yarısında ise o gıdaları azalttık. Altı hafta sonra hastaları iki haftalık dinlenme sürecine aldık ve gruplar yer değiştirdi. Çalışma sırasında, ne hasta ne de onu izleyen hekim, hastanın duyarlı olduğu besinleri bilmiyordu. Sonunda riskli gıdaları verdiğimizde her iki grupta da migren atakları arttı, kısıtladığımızda ise çok azaldı. Bu çalışma bize bu tip bir testle saptadığımız gıdaları kısıtlarsak atakların azalacağını kanıtladı.”

MİGRENİ TETİKLEYEN YİYECEKLER (PUANLAMA 30 ÜZERİNDEN)

Baharatlar : 27
Çekİrdek, fındık, ceviz : 24
Deniz ürünlerİ : 24
Nişasta : 22
Gıda katkıları : 21
Sebzeler : 21
Peynir : 20
Meyveler : 20
Şeker ürünleri : 20
Yumurta : 14
Süt ürünleri : 14
Salatalar : 10
Mantar : 9
Maya : 5
Et : 5

Migrenle ilgili 6 çarpıcı gerçek

- Migrenlilerde ‘taşıt tutma’ sorunu yüksek görülüyor. Taşıt tutmasına migrenlilerde iki kat daha fazla rastlanıyor.

- Migreni olmayanlarla kıyaslandığında migrenlilerde allerji riski 1.5 kat, astım riski ise iki kat fazla.

- Migrenlilerde vertigo (baş dönmesi) riski üç kat daha fazla görülüyor.

- Depresyon riski de 2.5 kat daha çok.

- Felç riski ise 15 kat yüksek.

- Migrenli kişilerin koku duyguları oldukça hassas. Yüzde 80’inde çok güçlü bir koku hissi sözkonusu. Bu kişiler en çok parfümden, boya kokularından ve çamaşır suyu kokusundan rahatsız oluyorlar.

Migrenlilerde felç riski neden yüksek?

‘Aura’ denilen nörolojik belirtiler gösteren migrenlerde, menopoz döneminde kullanılan östrojen ya da doğum kontrol hapı hastanın felç geçirmesine yol açabiliyor. Bu hastaların trombositleri yani pıhtılaşma hücreleri migreni olmayan kişilere göre daha farklı bir özellik gösteriyor. Bu da diğer kişilere göre daha kolay pıhtı oluşturup, damar tıkanıklığına yol açıyor. Bu hastalar sigara içerlerse veya doğum kontrol hapı kullanırlarsa felç riski topluma göre çok artıyor. Bu nedenle tanı konulduktan sonra baş ağrısıyla ilgisiz gibi görünen öğütler veriliyor; “Doğum kontrol hapı kullanmayın, sigara içmeyin yoksa felç geçirebilirsiniz.”

hastalıklardan koruyan besinler

21 Ocak 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

71129088

Havuç, balkabağı, kabak: Havuç, balkabağı, kabak A vitamini kaynağıdır. Karoten içerdiklerinden kansere karşı koruyucu etkileri olduğu da biliniyor.

954688101

Ispanak ve diğer yeşil yapraklı sebzeler: A vitamini, C vitamini ve kalsiyum deposudurlar. Özellikle 35 yaş üzeri olanların ıspanak ve diğer yeşil yapraklı sebzeleri daha fazla tüketmeleri önemli.
ab153081
Sarımsak: Antibakteriyel ve virüs karşıtı olan sarımsak, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye de sahip. Güçlü bir selenyum kaynağı da olan sarımsak, sağlıklı bir yaşam için mutlaka gereken sülfürü de içerir. Mide ve bağırsakları güçlendirmeye de yardımcı olan sarımsağı mutlaka her yemeğin içine bir diş atarak tüketin.
a0082_0000381
Kivi: Günlük C vitaminine ihtiyacınız varsa bunun için biraz kivi yemeniz yeterli. Çünkü kivi, portakaldan daha fazla C vitamini ile en az muz kadar potasyum içeriyormuş.

200540905_001

Yeşil çay: Besin değeri taşımayan bitki kilo vermenizi hızlandırır ve incelmemizde bize çok yardımcı olur. Yüksek oranda antioksidan içerir, kalp sağlığımızı destekler, sindirime yardımcı olarak kan şekerini ve vücut sıcaklığını ayarlar. Metabolizmayı hızlandırır, yağ oksidasyonunu artırır. Bu şekilde kilo vermemizde bize yardımcı olur.

79560967

Lahanagiller: Brokoli, lahana, karnabahar iyi birer beta karoten kaynağıdır ve serbest radikallerin zararlarına karşı vücudu korurlar. Aynı zamanda C vitamini ve kalsiyum içerirler. Karnabahar, içeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeler ile antikansorejen etki gösterirken; yapılan araştırmalar, özellikle lahananın düzenli tüketiminin, kadınlarda meme kanseri riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koyuyor. Brüksel lahanası ise günlük C vitamini ihtiyacının yüzde yüzünü karşılıyor.

83353024

Zencefil: Vücudun enfeksiyonlarla mücadelesinde yardımcı olur, toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Kanserle savaşta da etkili olduğu bilinen zencefili, çay olarak tüketebileceğiniz gibi yemeklere ve tatlılara da ekleyebilirsiniz.

88754260

Kara turp: Antibiyotik özelliklerine sahip yağları içerir ve enfeksiyonlara karşı etkilidir. İştah açıcı, idrar söktürücü, karaciğeri kuvvetlendirici ve safra söktürücü etkilere de sahip olan kara turbun suyunu içebilir ya da köklerini salata halinde taze olarak tüketebilirsiniz.

75650793

Üzüm, kivi, yabanmersini ve portakal: Bu meyveler birer C vitamini deposudur. O nedenle bol miktarda tüketilmelidir. Özellikle portakalı yerken kabuğunu mümkün olduğunca ince soymaya çalışın.

88019090

Avokado: Yumurta şeklindeki meyve, kanser, kalp ve şeker hastalığı riskini azaltıyor. Ve sağlıklı tekli doymamış yağ içeriyor.

Tiroid, kalp hastalığı yapar mı?

13 Ocak 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

8664eecf-b054-401e-be90-5304a13f7ebb1Hale hanım daha 33 yaşında, bazı sıkıntıları olsa da, kendine bir hastalık konduramıyordu. Ancak, en çok kalp çarpıntısından rahatsızdı.

Hele merdiven çıktığında, sanki göğsünün içinde bir kuş varmış gibi çarpıyordu kalbi. Geceleri uykusu eskisi gibi deliksiz değildi. İştahı iyiydi ama biraz kilo vermişti. Doktora gitmeye niyeti yoktu ama kocasını ısrarıyla evlerinin yakınındaki polikliniğe gittiler.

Tansiyonu 15.5/6, kalp hızı 96 bulundu. Doktor, muayenesinin normal olduğunu ama yine de bir kalp hastalığı olabileceğini, bir dizi inceleme yapmak istediğini belirtti. Çekilen EKG’de kalp atışlarının hızlı olması dışında bir anormallik yoktu. Kalp ultrasonu yapan doktor, kalbin gayet kuvvetli çalıştığını, çarpıntısının yorgunluğa ve strese bağlı olduğunu söyledi. Tansiyonun yüksek olması da aynı nedenlere bağlıydı. Bu sonuç Hale Hanım’ın da aklına yattı. Son haftalarda stresten olsa gerek kolay sinirlenir olmuştu. Hep bir sıkıntı vardı içinde, serin mekânlarda bile ateş basıyor, kolayca terliyordu. Gelecek hafta çıkacakları iki haftalık tatilin şikâyetlerine iyi geleceğini düşündü.

Peki neden neydi?
Ama tatilde çarpıntı ve nefes darlığının artması, ayaklarının şişmeye başlaması üzerine hastaneye gittiler. Çekilen EKG kalbinin çok daha hızlı ve düzensiz attığını ortaya koydu. Şikâyetlerinin kalp yetersizliğine bağlı olduğunu ekledi. Kalp yetersizliğinin neden olduğu ise belli değildi. Kalp kası kuvvetle kasılıyordu, kalpteki kapaklar rahatça açılıp, sıkı sıkıya kapanıyordu, kalbi besleyen damarlarında bir darlık yoktu. Doktorun istediği yeni kan tahlilleri geldikten sonra durum aydınlandı. Tiroid bezi fazla mesai yapıyordu, kalp yetersizliğinin nedeni buydu.
Kusursuz denge için gerekli
Boynun önünde, nefes borumuzun iki yanına kelebek gibi yerleşmiş olan tiroid bezi, küçük boyundan beklenmeyecek büyük işler başarır. Besinlerle aldığımız iyot maddesini hammadde olarak kullanıp bir hormon imal eder. Tiroid hormonu birçok organımızın sağlıklı çalışabilmesi, vücudumuzdaki enerji dengesinin kusursuz olması için gereklidir. Hücrelerimize gönderilen hormonun az ya da fazla olmaması gerekir. Bu hassas dengeyi koruyabilmek için tiroid bezi ve beyin arasında sıkı bir haberleşme sistemi ve emir komuta zinciri vardır.
Boyundaki bezden salınan tiroid hormonunu kan dolaşımı tüm hücrelerimize taşır.
Beynin derinliklerindeki hipotalamus bölgesindeki bir grup hücrenin işi kandaki hormon düzeyini ölçmektir. Eğer hormon azsa daha fazla salgılansın diye emir yollarlar. Bu emir, beynin ortasındaki hipofiz bezine gider. Tümen komutanlığından yollanan emri alan alay komutanın, emri icra edecek bölüğün komutanına talimat vermesi gibi, hipofiz de tiroid bezine emir gönderir. Böylece, kandaki hormonunun düzeyine göre, dakika dakika tiroit bezine ya daha çok çalış ya da yavaşla diye talimat gelir. Laboratuarda bu talimatların düzeyini ölçecek testler yapılır. Bu yolla tiroidin normal çalışıp çalışmadığı, çalışmıyorsa anormalliğin nedeni anlaşılabilir.

EMİR DİNLEMEZSE!
Tiroid bezinin içinde kendi başına buyruk, azgın birlikler ortaya çıkarsa ya da tüm bölük çıldırıp laf dinlemez hale gelirse, olması gerekenden çok fazla hormon denetimsiz olarak kana salınmaya başlar. İhtiyaçtan fazla üretilen bu hormon vücudumuzun hemen her organını etkiler dersek yanlış olmaz. Tiroid hormonu arttıkça kalp hücreleri kamçılanan atların son hızla koşması gibi hem hızla hem de artan bir güçle kasılır. Hızlı atan kalp, bazı hastalarda hem çok hızlı hem de düzensiz atmaya başlar. Atriyal fibrilasyon denen bu çarpıntı sıkıntıları daha da artırır. Kuvvetle kasılan kalp, büyük tansiyonu yükseltir. Fazla hormon damarları gevşetir küçük tansiyon düşer. Durmadan kırbaçlanan atlar nasıl bir süre sonra yorulurlarsa, kalbimiz de bir süre sonra yorulur. Bazen Hale Hanım’da olduğu gibi yorgunluk, nefes darlığı ve ayaklarındaki şişmeyle kendini gösteren kalp yetersizliğine kadar gidebilir.
Kırbaçlanan sadece kalp değildir. Tüm hücrelerde artan enerji tüketimiyle beraber ısı üretimi de artar. Sıcaktan bunalma, terleme, bol bol yemek yense de zayıflama bundandır. Tiroid hormonu beynimizi de etkiler, kolay sinirlenir, olmadık sebepten hır çıkarır oluruz. Elimiz titrer, yerimizde duramaz oluruz.
Tedavide ilk adım
Hale Hanım’ın şikâyetleri tiroid bezinin fazla hormon salgılaması hastalığına, tıbbi adıyla hipertiroidiye tam uyuyor. Doktoru, tiroid bezinin fazla hormon salgılamasına yol açan hastalığın tam olarak ne olduğunu anlayabilmek için daha ayrıntılı kan tahlilleri, boyun ultrasonu ve nükleer bir madde vererek tiroidin resminin çekilmesini istedi. Kalıcı tedavinin ilaçla mı, ameliyatla mı, yoksa radyoaktif madde verilerek mi yapılacağına bundan sonra karar vereceğini söyledi.
Hemen almaya başlaması için, kalp atışlarını yavaşlatacak beta bloker ailesinden bir ilaç reçetesi yazdı. Kalbinde bir bozukluk olmadığını, kalbini kamçılayan hastalığı tedavi edince her şeyin normale döneceğini söyleyip Hale hanımın rahat bir nefes almalarını sağladı. Evlerine dönerken, demek ki kalbin sağlam olması yetmiyor, tüm vücut sağlıklı olmalı diye düşündüler.

Mucize diyetlere dikkat!
Mucizevi zayıflama yöntemlerinin bazılarında tiroid hormonu kullanılır. Bu yolla kilo verilebileceği doğrudur. Lakin, bu yöntem kullanılınca kaş yapayım derken göz çıkartmak içten bile değildir. Kilo vereyim derken birçok organımızın dengesi bozulur. Kaldı ki, ilaç almayı kestikten sonra verilen kiloların hepsi fazlasıyla geri alınır. Doğal bitki kaynaklı zayıflama ürünlerinin içinde de tiroid hormonu benzeri maddeler olabilir. Reçetesiz satılan ve ciddi bir kontrolden geçmeyen bu tip maddeleri almadan iyice inceleyip içeriklerini öğrenmekte yarar var.

Bez büyür guatr olur
Eski Yunancada kalkana benzer anlamına gelen tiroid bezi büyüdüğü zaman buna guatr denir. Guatr olması mutlaka tiroid bezinin anormal çalıştığı anlamına gelmez. İyodun az olduğu bölgelerde çok görülen guatra, artan iyot tüketimi sayesinde eskisine göre daha az rastlanmaktadır. Doktorun yapacağı dikkatli bir muayene ve kan tahlilleri, guatrı olan kişinin tiroid hormonlarının fazla mı, az mı yoksa normal mi olduğunu ortaya koyar, gerekiyorsa tedaviye başlanır.

Prof. Dr. E. Murat Tuzcu

Dünyayı şok eden açıklama!

13 Ocak 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

f126ef44-513d-4df9-b6f7-2bbc9002c1c31Avrupa Konseyi Sağlık Birimi Şefi Wolfgand Wogard Domuz gribi salgınının dünya çapındaki panikten faydalanmak isteyen ilaç firmalarının başlattığı “sahte bir salgın” olduğunu söyledi.

Wogard, Domuz gribi tedavisinde kullanılan ilaç ve koruyucu aşıları üreten şirketleri Dünya Sağlık Örgütü’nün domuz gribini bir salgın olarak tanımlama kararını etkilediğini savundu.

Bu sayede ilaç firmaları “dev kazançlar” elde ederken, İngiltere dahil pek çok ülke zaten kısıtlı olan sağlık bütçelerini bu nispeten hafif hastalığa karşı aşı kampanyaları düzenlemek için harcadı.

Wogard’ın bu süreçte ilaç firmalarının rolünün incelenmesi yönündeki teklifi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sorumluluğunu da üstlenen Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nde kabul edildi.

Büyük popodaki sağlık!

13 Ocak 2010 Yazan basak  
Kategori Sağlık

İngiliz uzmanlar basen, popo ve baldırlardaki fazla kilonun sağlığa yararlı olup, kalp ve metabolik sorunlara karşı koruduğunu söyledi.

Basen bölgesindeki yağlar vücuttaki zararlı yağ asitlerini temizleyerek damarların tıkanmasını ve iltihaplanmayı önleyen maddeler içeriyor.

Oxford Üniversitesi’nden bilim adamları büyük popoların böyle bir koruma özelliği olmayan bel çevresindeki fazla yağa tercih edileceğini söyledi.
En güzel kalçalı kadınlar

International Journal of Obesity dergisine konuşan bilim adamları, bilimin basen bölgesindeki yağları artırmak için özel bir çaba dahi gösterebileceğini belirtti.

İleride de, doktorların kardiyovasküler ve şeker hastalığı gibi metabolik hastalıklara karşı hastalarına vücut yağlarını basen bölgesine kaydıran ilaçlar yazabilecekler.

Bilim adamları basen bölgesinde çok az yağ bulunmasının “cushing sendromu” gibi ciddi metabolik sorunlara yol açabileceğini de belirtti.

Bilimsel kanıtlar baldır ve popodaki yağlardan kurtulmanın bel çevresindeki yağlardan kurtulmaktan daha zor olduğunu gösteriyor.

Bu pek de arzu edilmeyen bir durum gibi olsa da uzmanlar bunun yararlı olduğunu, çünkü yağların hızlı bir şekilde çözülmesi durumunda iltihaplanmaya yol açan sitokin maddesinin açığa çıktığını söylüyorlarc2ca1b02-faa6-4b79-89d4-d6180e87115b1

Seksi Etkileyen Sağlık Problemleri

10 Ocak 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık

asd50

Bazı sağlık problemleri seks hayatınızı olumsuz etkileyebilir. Ama korkmayın; onlarla başa çıkmanın yollar var!

İşte tutku düşmanları ve cinsel hayatta onlarla başa çıkmanın yolları…

Uykusuzluk
Uykusuzluğa ‘sabahlara kadar’ uyumamak olarak bakıldığında bunun bir problem değil de, bir cevher olduğu düşünülebilir. Ama uykusuzluğun yorgunluk gibi yan etkileri düşünüldüğünde durum pek de sevimli gözükmez. Bunun için çözüm ise yatağınızı sadece seks veya uyku için kullanmak. Yani uykunuz yokken yatağa yatıp da seks yapmayacaksınız odayı terk edin! Ya da partnerinizden uzakta bir gece geçirmek yerine önce güzel bir seks, ardından mışıl mışıl bir uykuyu tercih edin.

Baş ağrısı
“Hayatım bu gece çok başım ağrıyor, başka zaman…” bahanesi sekssiz ilişkiyi esprili bir dille özetleyen; artık filmlere, kitaplara konu olmuş bir cümledir. Peki ya gerçekten de başımız ağrıyorsa? Olaya ters bakın; yani seksin aslında bir ilaç olduğunu ve baş ağrınızı geçireceğini kendinize hatırlatın. İngiltere’de yapılan bir araştırma bunu kanıtlamış bile!

Menopoz
Menopoz döneminde seks hayatı ortadan kalkmaz; sadece bazı değişiklikler ortaya çıkar. Örneğin östrojen hormonunun azalması vajinada kuruluğa neden olur. Bu sorunu çözmek için ise seks hayatınızda ön sevişmenin rolü büyük olur. Ayrıca menopoz döneminde düzenli seks ve pelvik egzersizler de çok önemlidir. Egzersiz için yere yatın ve pelvik kaslarınızı sıkın ve bırakın. Bunu 10’ar defadan 10 set tekrarlayın.

Stres
Stres, testesteron hormon seviyesinin düşmesi demektir. Bu durum da seks hayatınızı bastıracaktır. Dolayısıyla hiç hafife alınmaması gereken bir durumdur. Stresle savaşmak için neler yapabilirim diye merak ediyorsanız konuyla ilgili yazımızı okuyun. Yaşam tarzınızı düzenleyin; dengeli bir beslenme tarzı, sağlıklı uyku ve düzenli egzersiz size çok iyi gelecektir.

Astım
Nefes zorlukları, öksürük ve hırıltılı solunum gibi astımla ilişkili problemler seks hayatınıza olumsuz etki edebilir. Uzmanlar seksten yaklaşık 15 dakika önce solunum aletinizi kullanmanızı öneriyor. Ve geceleri daha fazla kriz geçiriyorsanız, sabah seksini tercih edin. Tabii sizin durumunuz diğer seks problemlerine göre oldukça farklı ve ciddi olduğundan uzman doktorunuza cinsel hayatınız konusunda da danışmanız şart!

Sırt ağrısı
Sırt ağrısı eşinizle yatakta alacağınız pozisyon açısından oldukça sorun yaratan bir konu. Eğer siz de bu durumdan şikayetçiyseniz deneyebileceğiniz birkaç pozisyon var. Örneğin göğsünüzün altına bir yastık koyarak karnınızın üstüne yatabilirsiniz. Veya partneriniz sandalyeye oturur pozisyondayken bacaklarınızı açarak kucağına oturabilirsiniz.

Egzama
Eğer egzaman hastalığından şikayetçiyseniz cinsel ilişkiniz boyunca hem acı çekebilir, hem de rahatsız hissedebilirsiniz. Acı konusunda yapmanız gereken uzman doktorunuza gözüküp yatıştırıcı ilaçları almaktır. Beslenmenizde de domates, çilek, ve çikolata gibi histamin içerikli gıdalardan uzak durmalısınız. Rahatsız olma konusunda ise partnerinizle konuşmanız ve ona açık olmanız çok önemli. Bu konuyu konuşarak halletmeniz problemlerin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır.

Aşırı kilo
Elbette aşırı kilolu olmak tüm sağlığınız açısından tehlikelidir. Bu yüzden kilo almamaya her daim dikkat etmeli; formumuzu korumayı yaşam tarzımızın bir parçasına dönüştürmeliyiz. Aşırı kilolu olmak sağlık problemlerinin yanı sıra yatak odasında da özgüven kaybına yol açar. Fazlasını atabiliyorsanız atın; ama biraz kıvrımlı, dozunda kilolu olmanın seks hayatınıza renk katacağını da unutmayın. Çünkü hatırlatalım: yapılan araştırmalar erkeklerin kıvrımlı kadınları tercih ettiğini ortaya çıkarmış.

Sonraki yazılar »


myspace profile visitors