Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilen Haluk Kırcı, adli tabiplikte sağlık kontrolünden geçirildi.
Kırcı, infaz savcılığında işlemlerinin tamamlanmasının ardından Metris Cezaevine gönderildi.
Haluk Kırcı’nın işlemlerinin yapılması sırasında eşi Vesile Kırcı da adliyede bulundu.
Kırcı’nın cezasının infazının 2 yıl 8 ay olduğu öğrenildi.
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde iş adamı Cüneyt Yaşar Kılıç’tan tehditle 5 milyon dolar istenmesine ilişkin Kürşat Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu 37 sanıkla birlikte yargılanan Kırcı, 8 Mart 2007 tarihinde ”suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmak” ve ”gasp eylemine teşebbüs” suçlarından 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Bu cezanın 2 Şubat 2011 tarihinde Yargıtay 6. Ceza Dairesince onanarak kesinleşmesi üzerine Kırcı aranmaya başlanmıştı.
Kırcı, ”Susurluk” davası kapsamında çarptırıldığı 3 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezasının infazını tamamlayarak, 28 Mayıs 2010 tarihinde Maltepe Cezaevinden tahliye olmuştu.
AA
Ahmedinejad, ülkenin en büyük Uzay Laboratuvarı’nın dünkü açılışında yaptığı konuşmada, uzay ve havacılık alanındaki çalışmalara daha fazla önem verilmesi, bilim adamlarının desteklenmesi için tüm imkanların seferber edilmesi gerektiğini belirtti.
Uzay ve havacılık alanında iyi sonuçlar elde ettiklerini kaydeden Ahmedinejad, İranlı bilim adamlarının uzay çalışmalarında en üst noktalara ulaşmanın mümkün olduğunu gösterdiklerini ifade etti.
Ahmedinejad, uzay çalışmalarının süreceğini söyledi ve ”On yıl içinde uzaya insan gönderebilecek duruma geleceğiz” dedi.
İran, içinde bazı küçük canlıların bulunduğu ilk kapsülü “Kavoşger-3″ adlı roketle 3 Şubat 2010′da uzaya göndermişti.
“Sefir” adlı ilk yerli uydu taşıyıcısını 17 Ağustos 2008′de fırlatan İran, “Ümit” adlı ilk yerli haberleşme uydusunu da “Sefir-2″ uydu taşıyıcısıyla 3 Şubat 2009′da başarıyla fırlatmıştı.
İlk haberleşme uydusunun fırlatıldığı tarihi, “Uzay Günü” olarak ilan eden İran, öncelikli programlarının ilk astronotu uzaya göndermek olduğunu açıklamıştı.
AA
Gülen’in tahliyesi, ”Bu nasıl adalet?” diyen acılı Orhan ailesini isyan noktasına getirdi.
Edinilen bilgiye göre, olaya ilişkin Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 2005′in Mayıs ayında ”kasten adam öldürmek” ve ”nitelikli yağma” suçlarından açılan dava kapsamında yargılanan sanık Hüseyin Gülen, aynı yıl içerisinde karara bağlanan davada, müebbet ve 9 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından, yasal kısıtlılık ve kamu hizmetlerinden yasaklama konusunda lehe olan hükümlerin uygulanması gerekçesiyle bozulan dava dosyası, süreç içerisinde üç kez Yargıtay’a gönderildi.
30 Mart 2010 tarihinde Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi sanık hakkında tekrar müebbet ve 9 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Bunun üzerine 19 Nisan 2010 tarihinde üçüncü kez Yargıtay’a giden dosya, 3 Ocak 2011 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesine ulaştı.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, tutukluluktaki süre 5 yılı geçtiği gerekçesiyle CMK 102. madde kapsamında Hüseyin Gülen’in tahliyesini kararlaştırdı.
-”BİR GÜN ADALET HERKESE LAZIM OLACAK”-
Orhan ailesinin avukatı Mehmet Korkut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müvekkilinin eşinin öldürülmesinin üzerinden 5,5 yıldan fazla süre geçmesine rağmen, sanığın kesin hükümle mahkum edilemediğini, aksine serbest bırakıldığını kaydetti.
Müvekkilinin kendisine ”eşinin katilinin tahliye edilmesinin, acılarını daha da artırdığını, bu durumu kaldıramadığını” beyan ettiğini aktaran avukat Korkut, şu görüşleri dile getirdi:
”Hukukçu olarak bizler de bu durumu izah etmekte zorlanmaktayız. Suçu işledikten kısa bir süre sonra gasp ettiği cüzdanla birlikte yakalanan ve suçunu kabul eden birine 5,5 yıldan beri ceza veremiyorsak, bu sistemi sorgulamak lazım. Neden davalar bu kadar çok uzuyor? Geç gelen adalet adaletsizlik değil mi? Devlet tutuklayıp cezaevine attığı vatandaşının suçlu olup olmadığına makul sürede karar vermelidir. Adil ve makul sürede yargılama mutlaka hayata geçirilmelidir. Avukat olarak yasaların, katilleri korumak için çıkarıldığını düşünmüyorum, bir gün adalet herkese lazım olacaktır.”
Korkut, bozma ilamına ilişkin değerlendirmesinde de asıl cezanın doğru olarak tayin ve tespit edildiği hallerde, yasal kısıtlılık ve kamu hizmetlerinden yasaklama gibi feri cezaların tespitinde hata yapılması halinde kararın tümden bozulmaması gerektiği görüşünü aktardı.
Yargılamanın sürüncemede kalmaması için kararın düzeltilerek onanmasını öneren Korkut, ”Bu yöntemle mağduriyetler de önlenmiş olur” dedi.
AA
Wulff, resepsiyon sonrasında İşgücü Anlaşmasının 50. yılı vesilesi ile sorulan bir soruya karşılık Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, “Almanya’nın, dünyada başka hiçbir ülkenin olmadığı kadar Türkiye ile derin ilişkileri var” dedi.
İki ülke arasında yapılan İşgücü Anlaşması ve daha sonra Türkiye’den göç edenlerin Almanya’nın ekonomik gelişimine katkısıyla ilgili olarak Berlinale’de bir film gösterileceğini belirten Wulff, bu filmde uyum politikasındaki tüm sıkıntıların, tüm şansların ve büyük başarıların işlendiğini söyledi.
Söz konusu filmin bir kaç hafta içinde prömiyerinin yapılacağını ve filmin kendisini sevindirdiğini ifade eden Wulff, buraya kendisinin de katılacağını kaydetti.
Wulff, bundan sonra da İşgücü Anlaşması’nın Türkiye ve özellikle de Almanya’ya ne gibi katkı sağladığının açıklanacağı toplantılar düzenlenmesini dilediğini sözlerine ekledi.
Resepsiyona katılan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) diyalog sorumlusu Bekir Alboğa da Cumhurbaşkanının yeni yılını kutladığını belirterek, “Cumhurbaşkanı beni görür görmez ‘bana güvenebilirsiniz’ dedi. Ben de Almanya’da camilere yapılan saldırılar nedeni ile İslam düşmanlığının arttığı ve dinler arasındaki diyaloğun soğumaya başladığı yönünde bir kaygımızın olduğunu söyledim” diye konuştu.
AA
İzmir’de akciğer yetmezliği ve kalp büyümesi hastalıkları bulunan, doktor tavsiyesiyle her gün Viagra hapı içerek yaşayabilen Süreyya Karadağ, 19 yaşında hayatını kaybetti.
6 yıldır nakil için kalp bekleyen genç kız, 15 gün önce gece yarısı aniden fenalaşarak kaldırıldığı Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde kurtarılamadı. Karadağ’ın, ölmeden önce bütün organlarını bağışladığı belirtildi.
Annesi Hatice Karadağ, duygularını, “Kızım gözümün önünde günden güne eridi. Ona sevgimin dışında hiçbir şey veremedim. Eşim çalışmadığı için kızıma kısa da olsa güzel bir hayat yaşatamadım. 6 yıldır hep acı çekti. Günde üç tane Viagra içerek yaşama tutunmaya çalıştı. Hastaneler onun ikinci evi olmuştu. Şimdi kuş olup bir anda elimden uçtu gitti. Öldüğüne hâlâ inanamıyorum, sanki hastaneden çıkıp gelecek gibi.” şeklinde dile getirdi.
Doktorların, “Mutlaka organ nakli yapılmalı, aksi takdirde kızınız yaşamını kaybedebilir.” dediğini anlatan acılı anne, “Hastalığın ilk dönemlerinde elini kolunu kaldıramaz durumdaydı. Yurtdışında bilinen Viagra tedavisi yöntemi, Türkiye’de ilk defa kızıma uygulandı ve geçici olarak başarılı sonuç alındı. Kızım kalkıp yürüyebiliyor, kendi işini görüyordu. İbret olsun diye de tüm organlarını bağışladı.” dedi.
Maddi durumu iyi olmayan bir ailenin kızı olan Süreyya, 13 yaşındayken okul dönüşü sol kolunda hissettiği uyuşma sebebiyle hastaneye gitmiş, “eisenmenger sendromu” isimli, ender görülen bir ölümcül hastalığa yakalandığı belirlenmişti. Yatağa mahkum olan Karadağ için yurtdışında bazı hastalara uygulanan Viagra hapıyla tedavi kararı alındı. Günde içtiği üç hapın ücreti, Türkiye’de bir ilk olarak Sağlık Bakanlığı tarafından ödendi. İzmir Valiliği ve İl Sağlık Müdürü’nün girişimiyle Bakanlık, haplar için heyet raporu çıkardı.
CİHAN
Nüfusu yaklaşık 16 bin olan ve bin civarında lisanslı sporcunun yaşadığı ilçede kullanılır halde olan 1 tane bile spor salonu bulunmazken, sporcular otobüs terminalinin alt katında kendileri için oluşturulan salonda çalışmalarını yürütüyor.
Kızılcahamam Belediye Başkanı Coşkun Ünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçelerinde 7′den 70′e herkesin spora çok hevesli olduğunu, ancak sporcularına hak ettikleri desteğin verilmediğini söyledi. İlçede 2 güreş, 1 tekvando, 5 futbol, 4 voleybol, 4 basketbol ve 1 satranç takımında oynayan sporcuların yanı sıra dağcılık ve treking yapanlarla da birlikte toplam bin civarında lisanslı sporcunun olduğunu anlatan Ünal, Kızılcahamam’ın ”tam bir spor kenti” olduğunu ifade etti.
Ünal, ilçede Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne ait bir stadyumun bir de spor salonunun bulunduğunu, ancak ikisinin de kullanılmaz halde olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
”Geçtiğimiz yıl Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne ‘Bu iki tesisi de bize 10 yıllığına verin, bakımını onarımını yapalım ve kullanalım’ dedik. Genel Müdürlük bu isteğimizi uygun buldu ve bizi İl Müdürlüğüne yönlendirdi. İl Müdürlüğüyle protokol imzaladık ve protokolü, Ankara Valisi de onayladı. En son yer teslimi kalmıştı ama teslime gelmediler. Sebebi nedir? Bu konuda çok konuşmak istemiyorum ama bizi arayarak, vazgeçtiklerini söylediler.
Stadın ve salonun zeminiyle tribünleri o kadar kötü durumda ki ikisi de kullanılmaz halde. Buralarda bırakın müsabaka yapılmasını, sporcularımız antrenman bile yapamıyor. Güreşçiler, basketbolcular, voleybolcular hepsi bir yerde antrenman yapmaya çalışıyor. Bu da hiç uygun değil. Bu tesisler bugün iyi halde olsa ve çocuklarımız müsabakalarını burada yapabilse mükemmel olur. Sporcular izlenilmek, beğenilmek, alkışlanmak ister. Çocuklar maçlarını burada yapamadığı için hiç bir yakını onları izleyemiyor ve motive olamıyorlar. Müsabakalar burada yapılsa, ilçede böyle bir hava yaratılsa, bu ilçedeki herkesi sporcu yaparım.”
-”EN AZ 30 FUTBOL TAKIMININ TERCİHİ HALEN KIZILCAHAMAM…”-
Sporcularına, belediyenin bütçesi dahilinde ellerinden gelen her imkanı sağlamaya çalıştıklarını anlatan Ünal, özellikle spor salonu konusunda desteğe ihtiyaçları olduğunu ifade etti.
İlçedeki spor salonu yetersiz olduğu için otobüs terminalinin alt katında düzenleme yaparak, burayı güreşçilere ayırdıklarını dile getiren Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:
”Gençlerimizin artık ilçemizde kalmasını istiyoruz ama bu kadar imkansızlıkta bu çok zor oluyor. Şimdi yarı olimpik bir yüzme havuzu yaptık. Bu yıl yüzme takımı da oluşturmak istiyoruz. Kızılcahamam’da 52 adet yürüyüş yolu var. Bu yollardan 10′u için de çalışma yaptık. 10 yolun haritasını çıkardık ve bunları birer kitapçık haline getirdik. İlçenin bu alanda da gelişmesi için gereken tüm çalışmayı yapacağız. Bunların haricinde tur şirketleriyle görüşmelerimiz sürüyor. Kızılcahamam’ın muhteşem bir doğası var. Buranın hem doğaseverler için hem de doğa sporları yapanlar için bir merkez olmasını istiyoruz.
İlçemiz, Soğuksu Milli Parkı gibi güzel bir yere de sahip. Eskiden büyük takımlar da gelirdi ama onlar şimdi yurt dışını tercih ediyor. Buna karşılık yurt içinden veya dışından yılda en az 30 futbol takımı yıl sonu kampı için halen Soğuksu’yu tercih ediyor. Kızılcahamam’da şu an 4 bin 500 yatak kapasitesine sahip otel bulunuyor. İnşaatı devam edenler de tamamlandığında bu rakam 8 bine çıkacak. Özetle şunu söyleyebilirim. Kızılcahamam doğal güzelliği, temiz havası ve ilçe halkının spora olan sevgisiyle tam bir spor kenti. Tek eksiğimiz, tesisler… Bu konuda hiçbir şekilde destek göremiyoruz. Bize gerekli destek sağlanırsa, Kızılcahamam Türkiye’nin spor merkezi olabilecek en uygun yerdir.”
-”OLİMPİYAT ŞAMPİYONU BİLE ÇIKARIRIZ”-
Kızılcahamam Belediyesi Güreş Takımı’nın Antrenörü Halil Yılmaz da ilçenin en büyük takımının 280 sporcuya sahip olan güreş takımı olduğunu bildirdi.
Yılmaz, bazı imkansızlıklara rağmen bugüne kadar bir çok başarıya imza atan takımlarının, sporcularını geliştirmekte artık zorlandığını belirterek, en büyük ihtiyaçlarının spor salonu olduğunu söyledi.
Serbest ve Grekoromen 1. Ligi’nde mücadele eden tek ilçe takımı olduklarına dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti:
”Kızılcahamam’da güreşe çok yoğun bir ilgi var. Lisanslı sporcularımızın haricinde çok sayıda gencimiz de güreşe başlamak için bizimle çalışmak istiyor ama maalesef fiziki şartlarımız buna imkan vermiyor. Diğer takımlarla aynı salonda antrenman yapmak zorunda kalıyoruz. Sporcularımızı çalıştırmak için tek minderimiz var. Belediye Başkanı Ünal, elinden geldiğince bize imkan sağlamaya çalışıyor, bize terminal binasının alt katını tahsis etti ama bu yeterli değil. Federasyondan ise bugüne kadar hiç bir destek görmemiştik. Bu yıl 2 ligde de takımımız oluca bir destek verdiler ama bu bizim ihtiyacımızı karşılamıyor. İhtiyaçlarımız giderilirse eğer, buradan olimpiyat şampiyonu bile çıkarırız.”
AA
Çavdarhisar Belediye Başkanı Halil Başer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın ilk borsası, Zeus Tapınağı, Sütunlu Cadde, stadyum, tiyatro, hamam gibi yapıların bulunduğu Aizanoi’yi 2009 yılında 11 bin 114, geçen yıl ise 15 bin 343 yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiğini bildirdi.
Son iki yılda 26 bin 457 turisti ağırlayan ve ”İkinci Efes” olarak nitelenen antik kente bu yıl daha fazla ziyaretçi çekmek istediklerini belirten Başer, Alman arkeologların her yıl yaz mevsiminde 40-45 gün yürüttüğü kazıların gün sayısının artmasıyla ziyaretçi sayısının çoğalacağına inandığını söyledi.
Başer, Türkiye Seyahat Acentaları Birliğince yaptırılan ve geçen yıl hizmete giren 94 yatak kapasiteli butik otelin, ilçe turizmine ivme kazandırdığını sözlerine ekledi.
-AİZANOİ ANTİK KENTİ-
Aizanoi’nin adı ”Su Perisi Erato” ile efsanevi kral Arkas’ın birleşmesinden ortaya çıkan mitoloji kahramanı ”Azan”dan geliyor.
Aizanoi, Frigya’ya bağlı Aizanitislerin ana yerleşim merkezlerinden biri olarak gösteriliyor. Kent alanının MÖ 3000 yıllarından itibaren kullanıldığı tahmin ediliyor.
13. yüzyılda Çavdar Tatarlarının üssü olduğu, sonraları Çavdarhisar ismini aldığı kaydedilen kentte Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı, 20 bin kişilik stadyum, 13 bin 500 kişilik açık hava tiyatrosu bulunuyor.
Antik kentin güneyinde yer alan bölümde, MS 2. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılan ve gıda pazarı olarak kullanıldığı tahmin edilen yuvarlak yapı (macellum), dünyanın ilk borsası olarak biliniyor. Roma İmparatoru Dioeletianus’un enflasyonla mücadele amacıyla hazırladığı mal satış bedellerinin taş bloklar üzerinde duyurulduğu borsa, 1971′de yapılan kazılarla ortaya çıkarıldı. Borsa yapısındaki kitabelerde, imparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış ücretleri yer alıyor. Buna göre, kuvvetli 1 köle 2 eşeğin ücretine, 1 at ise 3 köle ücretine eşitti.
Aizanoi’deki kazılar 1970′ten bu yana her yıl Alman Arkeoloji Enstitüsünce sürdürülüyor.
AA
Yalova’da 1970 yılında çekilen ve Atatürk aleyhtarı olduğu için Türkiye’de yasaklanan “Paralı Askerler” (You Can’t Win ‘Em All) adlı filmin oyuncularından Salih Güney, Atatürk aleyhtarı olmadığını belirttiği filmin Türkiye’de yayınlanmasını istedi.
Atatürk’ün ilk kez yabancı bir aktör tarafından canlandırıldığı ‘Paralı Askerler’ filminin görüntüleri 40 yıl sonra TRT ekranlarında yayınlanmıştı. Yasaklı filmin tamamının yayınlanmasını isteyen Salih Güney, filmin sinema yazarı Ali Murat Güven tarafından İngiltere’de bulunduğunu dile getirdi. Filmde Yüzbaşı Enver rolünü oynayan Salih Güney, 1970′de 33 milyon dolar maliyetle çekilen film ile ilgili yaşanan olayların Türkiye’yi büyük para kaybına uğrattığını savundu.
Güney, “Bu film bazı kişilerin kaprisleri yüzünden yasaklandı. Charles Branson’un bir gazetenin röportaj teklifini geri çevirmesinin ardından film aleyhine kampanya başlatıldı. Bizleri vatan hainliğiyle suçladılar. Hatta kızım olduğunda, ‘Vatan haininin kızı oldu’ diye haber yaptılar. Filmde çalışan bir kişinin işinden olmasıyla birlikte bu propaganda iyice attı” diye konuştu.
Yaşanan süreçte film yapımcısının bezdirildiğini kaydeden Güney, “Bu insanları Türkiye’den soğuttular. Filmin ardından Türkiye film platosuna çevrilebilirdi fakat yaşananlar yüzünden olmadı. Türkiye milyarlarca dolar kaybetti” dedi.
Filmin Atatürk aleyhtarı olmadığını savunan Güney, “Bu film, İstanbul’un tarihi yerlerinde, Efes harabeleri gibi tarihi yerlerde çekildi. Müthiş bir Türkiye reklamı yapılıyordu. Ben ve Fikret Hakan Osmanlı subaylarıydık. Bu bir rol. Vatan haini ilan edildik” ifadelerini kullandı.
Filmin Türkiye’de tamamen yayınlanmasını isteyen Güney, “Bu filmde Tony Curtis ve Charles Bronson gibi dönemin yıldız oyuncuları oynuyordu. Brad Pitt ve Angelina Jolie’nin Türkiye’de film çekip yayınlanmaması gibi bir şey. Film, o dönemde yapılan karalama kampanyası yüzünden yayınlanamadı. Filmde Atatürk aleyhtarı bir şey yok. Filme Genelkurmay bile yardımcı oldu. Bu yüzden geç de olsa yayınlanmasını istiyorum” açıklamasını yaptı.
FİLM HAKKINDA
İngiltere yapımı savaş-macera türündeki film, bazı Türk oyuncuların da katkısıyla Türkiye’de çekilmiş olmasına rağmen, yasaklandığı için Türkiye’de gösterilemedi. 1936-1980 yılları arasında yaşamış olan Peter Collinson’un yönettiği, Leo Gordon’un senaryosunu yazdığı film, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’de geçiyor.
Filmin başlıca rollerini Hollywood’un iki ünlü oyuncusu Tony Curtis ve Charles Bronson’un yanı sıra Fransız Michele Mercier paylaşıyor. Fikret Hakan ve Salih Güney’in de rol aldığı filmin diğer Türk oyuncuları arasında Erol Keskin, Yüksel Gözen, Bülent Gültekin, Mümtaz Alpaslan, Suna Keskin ve Kayhan Yıldızoğlu da bulunuyor.
Filmde Atatürk rolünü ise Patrick Magee canlandırıyor. Çekimleri Türkiye’de yapılan filmde, ‘Josh’ ve ‘Adam’ adında iki paralı askerin silah satmak maksadıyla Anadolu’ya gelmeleri, daha sonra Kurtuluş Savaşı’nda Türklerin yanında yer almaları ile milis güçleri ve Kuvayi Milliye arasındaki ilişkiler anlatılıyor.
İHA
Orkestranın sanat yönetmenliği görevini de sürdüren Peter Guth yönetiminde sahneye çıkacak olan Viyanalı topluluk, geniş bir operet repertuvarının yanı sıra Ravel, Britten ve Puccini’yi de kapsayan zengin bir opera repertuvarını müzikseverlere sunacak.
Tenor Danıel Serafin ve soprano Mara Mastalir’in de performanslarını sergileyeceği Strauss’a dansçılar da eşlik edecek.
Rock’n Roll’un kralı olarak anılan Elvis Presley’in 76. doğum günü yarın Olimpia Event Hall’de düzenlenecek parti ile kutlanacak.
Türkiye’nin resmi Elvis Fan Kulübü ”Elvis Is In İstanbul Now Official Fan Club” tarafından düzenlenen gecede, Türkiye’nin Elvis Presley canlandırıcıları Arif Kavaklı, Cihan May ve Melih Şengül, izleyenlere Elvis’in 50, 60 ve 70′li yıllardaki performanslarını, sanatçının yaşadığı döneme uygun olarak bizzat Elvis’in kostümlerini üretenlerden temin edilmiş orijinal kostümlerle canlandıracaklar.
Disco Partizani isimli albümü ile müzik piyasalarında bir anda yükselen Shantel, 8 Ocakta Babylon’da bir performans sergileyecek.
Goran Bregoviç, Boban Markoviç, The Rootsman ve Fanfare Ciocarlia gibi isimlerin oluşturduğu setlerle tüm dünyada hayranları bulunan DJ’in vereceği konser uzun süre akıllarda kalacak.
Progresif rock müziğin İsveçli temsilcisi Pain Of Salvation, 9 Ocakta Jolly Joker Balans’ta sahne alacak.
Daniel Gildenlow tarafından kurulan grup, güçlü ve yoğun gitar tınıları ile geniş vokal yelpazesinin yanı sıra, şarkı sözlerinde işlediği savaşın insan ve aile üzerindeki etkileri ile çevresel sorunlara yaklaşımlarıyla tanınıyor.
Cem Adrian, yakında piyasaya çıkacak 5. stüdyo albümü ”Kayıp Çocuk Masalları”na hazırlık niteliği taşıyan konseri ile 12 Ocakta Hayal Kahvesi’nde hayranlarıyla buluşacak.
Geniş ve etkileyici ses aralığıyla beğeni toplayan Adrian, kendi eserlerinin yanı sıra farklı cover ve yeni albümünden parçaları müzikseverlerin beğenisine sunacak.
Günümüzün en seçkin oda orkestraları arasında gösterilen The English Concert, 13 Ocakta İş Sanat Kültür Merkezi’nde dinleyicilerinin karşısına çıkacak.
Barok ve klasik dönem eserleri ile seçkin bir repertuvara sahip olan orkestranın şefliğini Harry Bicket yaparken, bu eşsiz eserleri ünlü tenor Ian Bostridge seslendirecek.
Aynı gün, Edna Stern, Fulya Sanat’ta, Eclipse, Akbank Sanat’ta, Della Miles, Babylon’da ve Gevende Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
-SAHNE SANATLARI-
Celal Mordeniz’in yönettiği usta yazar Oğuz Atay’ın ”Tehlikeli Oyunlar” eserinin tiyatro uyarlaması, yarın İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu’nda seyircileriyle buluşacak.
Erdem Şenocak’ın tek kişilik performans sergilediği oyunda Hikmet Benol isimli karakterin içsel hesaplaşması, yazarın ustaca kullandığı iç sesleriyle benzersiz bir anlatım kazanıyor. Seyyar Sahne’nin sahneye koyduğu oyun, 8-14-15 Ocak tarihlerinde de aynı sahnede izlenebilecek.
Robin Hawdon’un yazdığı, Mutlu Güney’in yönettiği ”Karanlık İşler”, aynı gün Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde sahnelenecek.
Bir mafya babasının sevgilisi tarafından aldatılması üzerine ortaya çıkan komik olayların anlatıldığı oyunda, Levent Özdilek, Ali Murat Altunmeşe, Tolga Evren, Selçuk Kıpçak, Evren Kardeş, Aydın Şentürk ve Özlem Ünaldı rol alacak.
Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi, aynı gün ”Tarla Kuşuydu Juliet” isimli oyuna ev sahipliği yapacak.
Ephraim Kishon’un yazdığı, Engin Alkan’ın yönettiği, Shakespeare’in Romeo ve Juliet isimli eserinin uyarlaması niteliğindeki oyunda, Engin Alkan, Sevinç Erbulak, Çağlar Çorumlu ve Murat Bavli sahne alacak.
Tuncer Cücenoğlu’nun yazıp Müjdat Gezen’in yönettiği, ”Mustafam Kemalim” 8 Ocakta Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Atatürk’ün yaşanmış hikayeleri, anıları ve toplumla olan bağının anlatılacağı oyun, belgesel filmlerle de güçlendirilerek sahneye konacak. Oyunda 26 oyuncu, aralarında dönemin diğer önemli isimlerininde bulunduğu toplam 56 karakteri canlandıracak.
Senaryosunu Levent Kazak’ın yazdığı, Laçin Ceylan’ın da yönetmenliğini üstlendiği ”Cam” 8-9 Ocak tarihlerinde Profilo Kültür Merkezi Büyük Salon’da görülebilecek.
Eşinden boşanmak üzere olan bir resim öğretmeninin sosyal yaşantısı ve yaşam tarzının anlatıldığı oyunda, sinema ve dizilerden de yakından tanınan Dolunay Soysert, Mete Horozoğlu, Deniz Çakır, Bülent Alkış ve Selen Uçer görev alacak.
Usta oyuncu Tarık Şerbetçioğlu’nun kaleme alıp yönettiği ”İstanbul Hatırası” yine aynı günlerde Kadıköy Haldun Taner Sahnes’nde seyirci karşısına çıkacak.
Bir aşk hikayesinin anlatıldığı müzikli oyundaki karakterleri Toron Karacaoğlu, İbrahim Şirin, Naci Taşdöğen, Tarık Şerbetçioğlu, Ergun Üğlü, Binnur Şerbetçioğlu, Rahmi Elhan, Selma Kutluğ, İskender Bağcılar ve Gökhan Eğilmezbaş canlandıracak.
Aldığı birçok ödülle adından sıkça söz ettiren Gianina Carbunariu’nun yazdığı ve Zişhan Uğurlu’nun yönettiği ”Kebap” 11 Ocakta Kumbaracı50′de perde açacak.
Dünyaca ünlü Nobel Ödüllü yazar Samuel Beckett’in ”Oyun Sonu” adlı oyunu 10 Ocakta Mekan Artı’da görülebilecek. Cem Uslu’nun sahneye koyduğu oyunu, Simel Aksünger, Murat Engiz, Halil Babür ve Ayşegül Uraz canlandıracak.
Arda Çetinkaya, Görkem Kasal ve Gülce Oral’ın rol alacağı oyunda, Romanya’dan İrlanda’ya daha rahat bir hayat hayali ile giden iki gencin başından geçen olaylar anlatılacak. Ayrıca tiyatroseverler oyunun ardından, Alaylı kafede oyuncularla sohbet edebilme imkanı bulacaklar.
Ünlü İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare’in önde gelen eserlerinden ”Othello”, yarın Kadıköy Süreyya Operası’nda sanatseverlerle buluşacak.
İzleyiciler, Othello’nun karısı Desdemona ile yaşadığı aşkın etrafında gelişen olayların anlatıldığı modern dansı, Giuseppe Verdi ve Michael Galasso’nun müzikleriyle izleme fırsatı bulacak.
Aynı mekan, 8 Ocakta ”Don Pasquale” ve 13 Ocakta da Don Kişot isimli gösterilere ev sahipliği yapacak.
-GÖRSEL SANATLAR-
Dünyaca ünlü gazeteler ve fotoğraf ajanslarında görev yapan ABD’li foto muhabiri David Bathgate’in ”Çizginin İki tarafı Afganistan’daki Amerika” isimli fotoğraf sergisi, Kadıköy’de bulunan Photoworld Fotoğraf Merkezi’nde açılacak.
Afganistan’da yaşanan savaş sürecini 9 yıl takip eden Bathgate’nin, bölgede savaşın getirdiği yıkım ve savaşla birlikte değişen hayatları aktardığı sergi, 22 Ocak tarihine kadar görülebilecek.
Sezgin Güvel ve Ahmet Yakar’ın ”Dökümhane’de” isimli fotoğraf sergisi, 8 Ocakta İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) Üst Salon’da açılacak.
Yoğun sıcak ve ağır şartlarda çalışan dökümhane işçilerinin bir gününün konu alındığı sergide, işçilerin olumsuz çalışma koşullarında bulunmalarına rağmen çalışmaktan aldıkları mutluluk fotoğraf kareleri ile sanatseverlere ulaştırılıyor.
Konusu kadar zor şartlarda üretilen bu sergi, kapılarını 28 Ocaka kadar açık tutacak.
Ressam Mustafa Karyağdı’nın ”Suret” isimli resim sergisi, 12 Ocakta Kare Sanat Galerisi’nde ziyaretçilere açılacak.
Karyağdı son resimlerinde, karmaşık renk geçişlerini kullanarak, bazen bir kavramı bazen bir yazıyı bazen de bir sureti figürleştirerek tuval üzerinde birleştiriyor. Sergi, ay sonuna kadar görülebilecek.
Selma Gürbüz kişisel sergisi, ”Siyahla Kırmızı” 13 Ocakta Alan İstanbul’da sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Sanatçının Londra’da açacağı iki sergi ile birlikte bir üçleme oluşturacak olan ”Siyahla Kırmızı”, üçlemenin ilk ayağı olma niteliğinde bulunuyor.
Gürbüz’ün 20032006 yılları arasında resmettiği kağıt ve yağlı boya tuvallerinin görülebileceği sergi, 11 Şubat tarihine kadar açık kalacak.
AA
Türk edebiyatseverlerin ”David Copperfield”, ”Oliver Twist” gibi eserleriyle tanıdığı Dickens, ilk romanı ”Mister Pickwick’in Serüvenleri”yle ülkesinde büyük ün ve para kazanmıştı.
1812 yılında doğan Charles Dickens, memur babasının hapse girmesiyle 11 yaşından itibaren çalışmak zorunda kalır. Bir avukatın yanında çalışırken stenografi öğrenen Dickens, 23 yaşında bir gazeteye stenograf olarak girer ve ”Boz” takma adıyla skeçler yayımlamaya başlar.
Halk tarafından çok beğenilen skeçleri toplanarak bir kitapta yayımlanan ünlü yazar ve şair, iki yıldır üzerinde çalıştığı ”Mister Pickwicks’in Serüvenleri” romanını da yayımlatır. Romanı yazmaya başladığı 1836 yılında yirmi dört yaşında, pek az kimsenin tanıdığı genç bir yazar olan Charles Dickens, bitirdiğinde ise İngiltere’nin en sevilen, en çok okunan roman yazarlarından biri olur.
1870′te şöhretinin zirvesindeyken ölen Dickens’a ün ve paranın kapılarını açan bu romanı, o döneme kadar toplumun üst tabakasından kişileri konu edinen ve olağanüstü ögelere sıkça yer veren roman türlerinden farklıdır.
Mister Pickwick ve 3 arkadaşının yaptıkları bir yolculukta başlarından geçenlerin anlatıldığı roman, çeşitli kişilerin buyruğu altında çeşitli yerler gezen kahramanları konu etmesiyle, kimi edebiyatçılar tarafından ”pikaresk roman türü” olarak nitelendirilir.
Pickwick Kulübü’nün kurucusu Samuel Pickwick’le üç arkadaşının sözde bilimsel gözlemlerde bulunmak amacıyla Londra’dan yola çıkarak İngiltere’nin pek çok yerini dolaşması ve pek çok kişiyle tanışmasıyla başlayan roman, bu 4 arkadaşın başlarından geçen türlü olayların anlatılmasıyla devam eder. Romanın sonuna gelindiğinde, köyleri, kentleri, hanları, mahkeme salonları ve insanlarıyla 19. yüzyıl başındaki İngiltere’nin mizah duygusuyla çizilmiş, toplumsal bir tablosu ortaya çıkar.
Romanın onuncu bölümünde, hazırcevap ”Sam Weller” karakterinin saf ve idealist Mister Pickwick’in özel uşağı olarak romana dahil edilmesi, eserin eleştirmenler tarafından Cervantes’in ”Don Kişot” romanındaki Don Kişot ve Sanço Panza ikilisine benzetilmesine neden olur.
İngiltere’de önce tefrika olarak yayımlanan romanda temel ilgi, ülkenin değişik yöreleri ve oralarda yaşayan insanlar üzerinde toplanır.
Yapı Kredi Yayınları’nın Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisinden çıkan ”Mister Pickwick’in Serüvenleri”, Tektaş Ağaoğlu tarafından dilimize çevrildi.
906 sayfadan oluşan eser 65 TL’den satışa sunuldu.
AA