Kemer’de bir otelin hamamında görevli masöre, geçen yıl Finlandiyalı bir kadın turisti taciz ettiği iddiasıyla hapis istemiyle dava açıldı.
Antalya’da bir otelin Türk hamamında görevli masör Ö.Ü. (27) hakkında, otelde kalan Finlandiyalı turist Michaela Isakas’a (19) masaj yaparken, anüs ve vajinasına parmağını soktuğu iddiasıyla, 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Milliyet’in haberine göre; Isakas, geçen yıl Haziran ayında erkek arkadaşı Lucas Dan Alexander’la tatil için Kemer’deki 5 yıldızlı bir otele geldi. Sevgilisiyle birlikte Türk hamamına giden genç kız masaj yaptırmak isteyince, masör Ö.Ü. tarafından ayrı bir bölüme alındı.
Hayatında ilk kez masaj yaptıran Isakas’ın bikinisini de çıkarttıran masör Ö.Ü., iddiaya göre masaj sırasında iki parmağını Finlandiyalı genç kızın anüs ve vajinasına sokup çıkarmaya başladı. Ö.Ü. bu durumdan rahatsız olduğunu söyleyen Isakas’ı masajın bu şekilde yapıldığına ikna etti. Odaya çıktığında bunun erkek arkadaşına yapılmadığını öğrenen turist kız, soluğu poliste aldı.
‘Sigortadan para alacak’ İddiaları reddeden masör Ö.Ü. ise, “Ellerim yağlıydı, biraz kaymış olabilir. Ancak kesinlikle o niyetle bir şey olmadı. Bunlar sigortadan para alabilmek için uyduruyor” dedi. Ö.Ü.’nün yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.
Bursa, bu kadarına da pes doğrusu dedirten bir tecavüz olayına sahne oldu. Karısına yapılan tacizi kanıtlamak için tacizciye kameralı tuzak kurup karısını “yem” olarak kullanan kocanın planı, tacizcinin kadına tecavüzüyle son buldu.
Olay, Bursa nın Osmangazi İlçesi Kavaklı Mahallesi’nde meydana geldi. Ç.B.U. (22), bir süre önce sevgilisi olan H.U.’ya (26) kaçarak 15 gün önce resmi nikâhla evlendi.
Habertürk’ün haberine göre; yeni evli çiftin komşusu olan ve kısmen duyma ve fiziksel engelli olduğu öne sürülen Ş.M. (34), iddiaya göre, yeni evli genç kadını sözle ve elle taciz etmeye başladı. Evli ve 2 çocuk babası Ş.M.’nin tacizlerinden bıkan genç kadın, olayı eşine anlattı.
‘DAVET ET, GELSİN’
Bunun üzerine eşine tacizde bulunan komşuya tuzak kurmak isteyen H.U., eşine, “Onu eve çağır ben de sizi kamera ile kayda alacağım. Seni okşamasına ve öpmesine izin ver. O sırada beni çağır. Ben mutfakta olacağım. Görüntülerle polise gideriz” dedi.
KAMERALI DÜZENEK KURDULAR
Bunun üzerine genç çift oturma odasına kamera düzeneği kurdu. H.U. mutfağa saklanarak eşinden tacizciyi çağırmasını istedi. Ç.B.U., komşusu Ş.M.’yi kapısının önünden geçerken görünce, pencereye çıkarak eve çağırdı.
BAĞIRMASINA FIRSAT VERMEDİ
Ş.M., girdiği evde ağzını kapatıp bağırmasına fırsat vermediği genç kadına tecavüz etti ve hızla evden çıktı. Mutfağa saklanan H.U., eşi kendini çağırmayınca merak edip içeri girdi ve kanepede perişan halde yatan eşini gördü. Ne olduğunu soran koca, eşinden “Bir şey olmadı. Durumu fark edip kaçtı” cevabını aldı. Ancak görüntüleri izleyen koca şok oldu. Talihsiz kadın, görüntülere göre tam 14 dakika boyunca tecavüze uğruyordu. Bunun üzerine çift polise giderek şikâyetçi oldu.
Tecavüze uğradığını söyleyen Ç.B.U., ağzı kapatıldığı için bağırıp yardım çağıramadığını, kocasından korktuğu için de “Bir şey olmadı” dediğini öne sürdü.
SERBEST BIRAKILDI
Şikâyet üzerine gözaltına alınan Ş.M. ise “Beni eve çağırdı. Birlikte olmak istedi. Ben kimseye tecavüz etmedim. Kendi rızasıyla oldu” diyerek kendisini savundu. Tecavüzle suçlanan Ş.M., savcılıktaki ifadesinin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Muhalif gösterilerde çıkan çatışmalarda 27 kişi hayatını kaybetti.
Suriye’de Beşar Esad yönetimine karşı ayaklanan muhaliflerin gösterilerinde çatışmalar çıktı. AP haber ajansının geçtiği bilgiye göre en az 27 kişi öldü. Güvenlik güçleriyle muhalifler arasındaki şiddetli çatışmalar devam ediyor.
Suriye’de, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a karşı bir aydan fazla süredir devam eden protesto gösterilerinin en büyüğü bugün düzenleniyor. Cuma namazından sonra başlayan gösterilerde eylemcilerle güvenlik güçleri arasında zaman zaman çatışmalar yaşanıyor.
Başkent Şam’ın merkezindeki Midan bölgesinde toplanan yaklaşık 2 bin kişilik kalabalık, Esad rejimi aleyhine sloganlar atarak yürüyüşe geçti. Göstericilere güvenlik kuvvetleri gözyaşartıcı gazla müdahale etti. Görgü tanıkları, başkent yakınlarında güvenlik güçleriyle protestocular arasında çıkan çatışmada en az 5 göstericinin hayatını kaybettiğini belirtti. Aynı kaynaklar, Şam’ın dışındaki Hamdan hastanesinde 5 kişinin cesedini gördüklerini, hepsinin de aldıkları kurşun yaralarından öldüklerini kaydetti.
Eylemlerin ilk olarak başladığı güneydeki Dera kentinde de bugün gösteriler düzenleniyor. Gösteriye katılan yüzlerce kişi rejim aleyhtarı solganlar attı. Dera’nın Ezher bölgesindeki çatışmalarda 10 kişinin öldüğü bildirildi. Görgü tanıkları ölenler arasında 11 yaşında bir çocuğun da olduğunu belirtti.
Hama kentindeki gösterilerde ise, iktidardaki Baas partisinin merkezine ulaşmak isteyen göstericilere karşı gerçek mermi kullandığı bildirildi. Tanıklar, Hama’daki bir binanın çatısında iki keskin nişancı gördüğünü, en az iki kişinin öldüğünü anlattı. Humus kentinde ise güvenlik güçlerinin göstericileri dağıtmak için ateş açtığı ifade edildi. Bölgedeki bir insan hakları savunucusu, güvenlik güçlerinin açtığı ateşte yaralananlar olduğunu belirtti.
Duma kentindeki gösterilerde de 2 kişinin öldüğü gelen haberler arasında. Ülkenin kuzeydoğusu da gösterilere sahne oluyor.
MUHALİFLER TALEPLERİNİ SIRALADI
Gösterilerin düzenleyicisi Yerel Koordinasyon Komiteleri de bugün taleplerini bir bildiriyle duyurdu. Bildiride Baas Partisi’nin iktidardaki tekeline son verilmesi ve demokratik siyasi sistemin kurulması istendi. Bildiride “Özgürlük ve itibar sloganlarına, barışçı demokratik değişim olmadan ulaşılamayacağı” denildi.
Tüm siyasi suçluların serbest bırakılmasının talep edildiği metinde, mevcut güvenlik kurumlarının kaldırılması ve bunun yerine yasalara uygun hareket eden belirli yetkileri bulunan bir kurumun oluşturulması gerektiği ifade edildi.
48 YILLIK OLAĞANÜSTÜ HAL DÜN KALKMIŞTI
Beşar Esad dün, 48 yıl yürürlükte kalan olağanüstü hali resmen kaldırmış, devlet güvenlik mahkemelerini feshetmiş ve ülkede barış gösterilere izin vermişti. Bu değişiklikleri içeren yasa tasarılarının, 2 Mayıs’ta olağanüstü toplanacak olan mecliste onaylandıktan sonra yürürlüğe girmeleri bekleniyor.
İnsan hakları örgütleri ise Suriye’deki gösterilerde şu ana kadar 200′den fazla kişinin öldüğünü söylüyor.
ARAP BÜYÜKELÇİYE TEHDİT
Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in, bir Arap ülkesinin Şam büyükelçisini “ülkesinin Suriye’deki olaylara karıştığını gösteren kanıtları medyaya açıklamakla tehdit ettiği” iddia edildi.
Champress internet sitesinde yer alan ve Lübnan’da yayımlanan El Ahbar gazetesine dayandırılan iddiaya göre, hafta başında Şam’daki yabancı büyükelçilere hitap eden Muallim, “Bazı Arap ülkelerinin Suriye’de , özellikle de Akdeniz kıyısındaki Lazkiye kentinde mezhepçiliği tahrik ettiğini” söyledi.
Haberde Suriye’nin, ülkedeki olaylara Ürdün merkezli desteğin olduğu ve Ürdün’den bazı kişilerin karıştığına ilişkin delilleri Amman yönetimine sunduğu belirtildi.
Adana da bir ilköğretim öğrencisi, kendisini tehdit ettiğini ileri sürdüğü sınıf arkadaşını okul bahçesinde bıçaklayarak yaraladı.
Merkez Seyhan ilçesi, Ova Mahallesi’ndeki Seyhan Belediyesi İlköğretim Okulu 8-B sınıfında okuyan H.B. (14), sınıf arkadaşı F. S.’yi (14) sürekli “Ne bakıyorsun, neden burada oturuyorsun, burada gezme, bana bakma” diyerek baskı kurup ve tehdit etmeye başladı.
İddiaya göre, bu sabah da okula gelen H.B. bahçede arkadaşlarıyla sohbet eden F.S.’nin yanından geçerken “Bana ne bakıyorsun, bana öyle bakamazsın” diyerek F.S.’ye bağırmaya başladı. Bunun üzerine iki arkadaş arasında tartışma çıktı. Tartışma kısa sürede kavgaya dönüşünce F.S., yanında taşıdığı bıçakla H.S.’yi karnının 3 yerinden bıçaklayıp aynı mahalledeki evlerine kaçtı. Bıçağı da evlerinin bahçesine attı. Bu sırada öğretmenler yaralı öğrenciyi özel bir tıp merkezine götürürken olayla ilgili inceleme başlatan polis F.S’yi evlerinde gözaltına aldı.
F.S. attığı bıçak da bahçede bulundu. Şakirpaşa Polis Merkezi ekipleri, F.S.’yi Adana Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü’ne götürdü. Yaralı öğrenci ise özel tıp merkezinde ilk müdahalesi yapıldıktan sonra Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

İstanbul’da Amerikan filmlerini aratmayacak bir hırsızlık gerçekleşti.
1.3 milyon TL değerinde 39 kilogram külçe altın dolu zırhlı araç, Kapalıçarşı’dan Beşiktaş’taki darphaneye gidiyordu. Habertürk’ün haberine göre, Galata Köprüsü üzerinde “Lastik patlak” uyarısı yapan bir otomobildeki kişilerin ısrarlı uyarısı üzerine köprü çıkışında güvenlikçiler aracı durdurdu. Lastik değiştirdikten sonra zırhlı araçtaki valizlerden birinin kayıp olduğu anlaşıldı.
Altın piyasasının kalbi Kapalıçarşı’dan yüklenen 39 kilo altından 20 kilosu, sır oldu. Çarşı’nın 25 yıllık kuyumcusu Arif Üstündağ (40), 39 kilogram külçe altını önceki gün Beşiktaş’taki darphaneye sevk etmek için çalışanlarına telefonla talimat verdi.
İKİ VALİZ DOLUSU KÜLÇE ALTIN
Altınlar, komşu bir döviz bürosuna ait zırhlı araca, kuyumcu çalışanları Ahmet Kerküklü (37) ve Erol Bakış (32) tarafından iki valiz halinde yüklendi.
Araç akşam saatlerinde iki personelle yola çıktı. Karaköy’e doğru ilerleyen aracın yanına yaklaşan iki sivil otomobil, zırhlı aracın arka tekerleğinin patlak olduğunu işaret etti. Görevliler önce durmak istemedi ancak araçtakilerin ısrarı üzerine Galata Köprüsü’nün Karaköy çıkışında aracı durdurdular. Kuyumcu çalışanları, inceledikleri lastiğin gerçekten patladığını anlayınca kendilerini uyaran kişilere teşekkür ettiler.
Patlayan lastiği değiştiren görevliler, darphanenin yolunu tuttu. Yolda altınları kontrol eden çalışanlar, 20 kilo külçe altın bulunan bir valizin yerinde olmadığını fark etti.
Çalışanlar, olayı polise ve işyeri sahibine bildirdi. İşyeri sahibi Üstündağ, iki personeline çok güvendiğini söyleyip şikâyetçi olmazken, soyguncuların yakalanmasını istedi. Çalınan altınların sigortalarının olmadığı ve zırhlı araçla altın sevkıyatının ayın belli dönemlerinde yıllardır aynı personelle gerçekleştiği öğrenildi.
Polisin yaptığı teknik incelemede zırhlı aracın lastiğinin bıçakla kesildiği tespit edildi.
POLİS, KAMERALARI İNCELİYOR
Karaköy bölgesindeki işyerlerinin güvenlik kamerası kayıtlarına el koyah polis, sinyal kesiciyle aracın kapısının kapanmasına engel olan zanlıların, araç durduğunda altınları alıp kaçtığı ihtimali üzerinde duruyor. Polisin ayrıca, kuyumcu çalışanlarının, altınların kaybolmasıyla ilgili ifadesine başvurarak, olaya karışmış olup olmadığını araştırıyor


Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile kulüp yöneticisi Murat Özaydınlı, 20 Şubat’ta oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe maçının devre arasında Beşiktaş kongre üyesi İsmail Cevahir’in Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’a ”hakaret ettiği” iddiasıyla açılan soruşturmada, ”tanık” sıfatıyla ifade verdi.
Sultanahmet’teki İstanbul Adalet Sarayına gelen Yıldırım ile Özaydınlı’nın ifadesi, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akif Ekinci tarafından alındı.
Yıldırım’ın savcılıktaki ifadesinde, olay tarihinde Beşiktaş İnönü Stadı’nda oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe maçı için Fenerbahçe Başkanı olarak İnönü Stadı’na gittiğini söylediği öğrenildi.
Maçın devre arasında Sinan Vardar ile aralarında bir münakaşa yaşandığını anlatan Yıldırım’ın, ”Bunun üzerine müşteki İsmail Ünal araya girdi. Bu sırada şüpheli İsmail Cevahir müştekiye küfür etti, hakaret ve tehditte bulundu. Ayrıca şüpheli, müştekiye yumrukla vurdu. Olayla ilgili bilgi ve görgüm bundan ibaret” dediği belirtildi.
Kağıthane’de bir pasajın girişindeki dükkanın demir parmaklıklarına asılan yasa dışı bir örgüte ait pankart, polisi alarma geçirdi. Pankarta asılan paket, bomba imha ekiplerince patlatıldı. Yapılan incelemede paketin ses bombası olduğu anlaşıldı. Patlama sırasında vatandaşlar panik yaşarken etrafa saçılan bomba düzeneği incelenmek üzere emniyete götürüldü.
Çağlayan Vatan Caddesi Park Sokak 73 numaradaki Efes Çarşısı girişindeki bir dükkanın demir parmaklıklarına asılan yasa dışı bir örgüt imzalı pankart, polisi alarma geçirdi. ‘Kahrolsun Faşizm’ yazılı pankarta asılan pakette bomba olması ihtimaline karşılık polis ekipleri sokağı her iki taraftan da trafiğe kapatarak bomba imha ekiplerini beklemeye başladı.
Bir süre sonra olay yerine gelen bomba imha ekipleri hemen özel elbiselerini giydi. Pankarta asılı pakete fünye yerleştiren bombacı polis, paketin yanından ayrıldı. Bir süre sonra paket büyük bir gürültü ile patladı. Patlama sırasında etrafa ateş saçılırken sonrasında ise yoğun bir duman etrafı kapladı.
Uzman polis ekibi tekrar paketin yanına giderek bir süre inceleme yaptı. Yapılan kontrolde paketin ses bombası olduğu anlaşıldı. Paketten çıkan bomba düzeneği ise incelemeye alındı. Patlama sırasında çevredekiler panik yaşarken polis patlamadan geriye kalan parçalarda inceleme başlattı
ABD’de yaşayan 12 yaşındaki otistik Jacob Barnett, profesörleri şaşkınlığa uğratıyor. 170 olan IQ’suyla Einstein’ı bile geride bırakan dahi çocuk, 8 yaşında Indiana Üniversitesi’nde astro-fizik dersleri almaya başladı. Bir haftada matematik, geometri ve trigonometri öğrenen Jacob’ın hızla aşama kaydetmesi üzerine, kendisine doktora teklifleri yağıyor. Jacob’un annesi Kristine Barnett, oğlunun yeteneklerinin kendisini de şaşırttığını söylüyor. Anne Barnett, “5 yaşındayken 5 bin parçalık yapbozları çözüyordu. Geleceğin en önemli bilim insanlarından biri olacağına eminim” diyor.
Dinçer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mobbing konusunda bakanlığın bir süredir yürüttüğü çalışmalar sonunda bir Başbakanlık Genelgesi yayımlandığını anımsattı.
Bakanlığa ve kendisine gelen şikayetlerle doğrudan ilgilenmeye ve bunların takibini bizzat yapmaya çalıştığını anlatan Dinçer, bundan bir süre önce Adapazarı’nda çalışan bir kadın çalışandan iş yerinde yaşadığı sorunlarla ilgili uzunca bir mektup aldığını anlattı.
Kadın çalışanın, mektubunda, iş yerinde haksızlığa uğradığı, ayrımcılığa maruz bırakıldığı, küçümsenip, dışlandığı yönündeki sıkıntılarını paylaştığını dile getiren Dinçer, mektubu, okuduktan sonra mobbing genelgesine yönelik hazırlıkların hızlandırılması konusunda bürokratlarına talimat verdiğini söyledi.
Dinçer, ”Genelgeyi hazırladığımızda mektubun sahibi kadın çalışana ‘bunun için sen vesile oldun’ demek için iş yerini aradık ama ne yazık ki işten ayrılmış olduğunu öğrendik” dedi.
Bakan Dinçer, literatürde, bir tutum ya da davranışın mobbing olarak değerlendirilebilmesi için sistemli, kasıtlı ve en az 6 ay süreyle uygulanmış olması gerektiğinin kabul gördüğünü belirtti.
Mobbingin Türkiye’de yaygın olduğunu, ancak bu konuda özel bir düzenleme bulunmadığını vurgulayan Dinçer, akademik çevrelerin bu konudaki çalışmalarının son dönemde arttığını ve yeni yeni mahkeme kararları ortaya çıkmaya başladığını kaydetti.
Kamuda iş garantisinin çalışanları bu konuda bir nebze rahatlattığını ifade eden Dinçer, özel sektörde ise mobbingin, çalışanların işi bırakmasını sağlamanın bir yöntemi olarak kullanıldığını söyledi.
”İŞVEREN, ÇALIŞANINI KORUMAK ZORUNDA”
Ömer Dinçer, çalışma hayatını düzenleyen yasalar çerçevesinde işverenlerin, çalışanlarının sağlık ve güvenliğini korumak zorunda olduğunu, fiziksel şiddet gibi çalışanların sağlığına zarar veren mobbingin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Sürekli azarlanan, aşağılanan, küçümsenen çalışanların iş yerlerinde geri çekildiğini, bir anlamda gizli işsiz durumuna düştüğünü anlatan Dinçer, araştırmaların, İskandinav ülkelerinde intiharların yüzde 15′inin psikolojik tacizden kaynaklandığını ortaya koyduğuna dikkati çekti.
AB’nin 2002 yılında bu konuda bir karar alıp bütün üye ülkelerin mevzuatlarında değişiklik yapılmasını isteğini anlatan Dinçer, Türkiye’de de 1 Temmuz 2012′de yürürlüğe girecek Türk Borçlar Kanunu’nun ”işçinin kişiliğinin korunması” başlıklı bölümünde, işverenlerin, işçinin sağlığı ve güvenliğini korumak için diğer tehlikelerin yanı sıra psikolojik tacize karşı da gerekli önlemleri alma yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakıldığını belirtti.
Dinçer, mobbingin ağırlıklı olarak üstlerin astlarına uyguladığı bir yöntem olarak görülmesine karşın, astların üstlerine, eşitlerin de bir birine uygulayabildiğinin örnekleri olduğunu belirtti.
-”EN ÇOK EĞİTİM VE SAĞLIKTA”-
Bakan Dinçer, mobbingin Türkiye’de en çok eğitim ve sağlık alanlarında görüldüğünü, üniversitelerden bu yönde çokça şikayet geldiğini bildirdi.
Başbakanlık Genelgesi’nin kapsamı hakkında da bilgiler veren Dinçer, iş yerinde psikolojik tacizle mücadelenin öncelikle işverenin sorumluluğunda olmasının sağlandığını, işverenin bu yöndeki tehditler karşısında çalışanını koruması gerektiğini vurguladı.
Bunun yanında bütün çalışanların psikolojik taciz olarak değerlendirilebilecek her türlü eylem ve davranışlardan uzak durmasını vurguladıklarına dikkati çeken Dinçer, bundan sonra imzalanan toplu iş sözleşmelerine psikolojik tacizi önlemeye yönelik özel hükümler konulacağını ifade etti. Dinçer, daha çok sendikaların bu konunun takipçisi olmasını istediklerini, iş yerlerinde bu konuda kurullar oluşturulabileceğini, işverenlerin mobbinge karşı bir ”niyet belgesi” deklare edebileceklerini anlattı.
Bakan Dinçer, ayrıca çalışanların uğradığı psikolojik taciz olaylarını izlemek, değerlendirmek ve önleyici politikalar üretmek üzere bakanlık bünyesinde Devlet Personel Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların katılımıyla Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu kurulacağı bilgisini verdi. İşçi ve işveren temsilcilerini de bu kurula dahil edeceklerini belirten Dinçer, bu şekilde alınacak tedbirleri geniş bir katılımla belirleyeceklerini söyledi.
Psikolojik taciz şikayetlerinin titizlikle incelenip en kısa sürede sonuçlandıracağını vurgulayan Dinçer, bu kapsamda bütün denetim elemanlarının bu konudaki şikayetleri inceleyebilmesini sağlayacaklarını kaydetti.
Bu kapsamda yapılacak tüm çalışmalarda kişilerin özel yaşamlarının korunmasına azami özen gösterileceğini dile getiren Dinçer, psikolojik taciz konusunda 81 ilde farkındalık yaratma faaliyetleri gerçekleştirileceğini belirtti.
Dinçer, ”Başbakanlık Genelgesi mevzuatımızın en önemli parçalarından birisi. Yayımlanan genelge bu konuya verilen önemin bir göstergesi” diye konuştu.
AA
Askerin ‘geçici güvenlik bölgesi’ içinde gösterdiği bölgelerle ilgili ilk kez mahkeme kararı çıktı.
Geçici güvenlik bölgeleriyle ilgili ilk dava Tunceli’de açıldı. Davaya konu olay, Büyükyurt Köyü’ne bağlı Dokuzkaya Mezrası’nın Genelkurmay Başkanlığı tarafından terörle mücadele kapsamında ilan edilen geçici güvenlik bölgesi içinde kalmasıydı.
Davayı açan Ali Karabulut, yaşadıklarını “Çok kısıtlı şartlar altında gidiyorduk köyümüze. Malvarlığımız, mezarlarımız oradaydı. Yıllık ürünlerimizi almamız gerekiyordu. Zor şartlar altında gidiyorduk” sözleriyle anlattı.
Köyüne gidemediğini söyleyen Ali Karabulut, geçici güvenlik bölgesi kararının iptali için Malatya İdare Mahkemesi’nde dava açtı.
Mahkeme, Ali Karabulut’un itirazını haklı buldu ve geçici güvenlik bölgelerinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti.
Avukat Barış Yıldırım, kararı şöyle değerlendirdi: “Askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri kanununda ancak askeri tesislerin ve eğitim atış alanları ile tatbikat alanlarının dört yüz metre etrafının sadece askeri güvenlik bölgesi olarak ilan edilebileceği belirtilmekteydi. Gerek Tunceli’deki gerekse de Doğu ve Güneydoğu’daki geçici güvenlik bölgelerinin birçoğu bu kritere sahip değil. Terörle mücadele konseptiyle veya gerekçesiyle hiçbir yer güvenlik bölgesi ilan edilemez, kanun açık.”
Genelkurmay Başkanlığı, 30 gün içinde karara itiraz edebilecek. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da özellikle yaz aylarında operasyon alanlarında kalan birçok alan geçici güvenlik bölgesi ilan ediliyor. Bu bölgelere sivillerin girişi yasaklanıyor.