Archive for the ‘Kadın’ Category

Kadınlara 2 yıl doğum izni verilmesini istedi

Share

Bursa’da, özel Kültür Okulları öğrenci ve velilerine Fethiye Kültür Merkezi’nde aile içi iletişim konusunda konferans veren Münir Arıkan, hayatta başarılı olmanın anahtarının aile içindeki mutluluk ve iletişimin en üst seviyede tutulması olduğunu belirtti.

Bugün Almanya Başbakanı Merkel’in ailesine sabah kahvaltısı hazırlayıp ailesi ile birlikte yedikten sonra devlet işlerine başlamadığına dikkati çeken Münir Arıkan, “Sabah ve akşam yemeklerinde aile fertleri mutlaka bir arada olmalıdır. Eşler birbirlerine sanki yarın olmayacaklarmış gibi düşünerek, misafir geldiğinde hitap ettikleri kibarlıkta davranmalıdırlar. Çocukları ebeveynler, zaman zaman kucaklayıp pozitif enerji aktarmalıdır. Siz çocuğunuzu en son ne zaman kucakladınız düşünün bakalım. Azarlama ile değil, güzel ve mantıklı izahlarla çocukla iletişim kanalları sürekli açık tutulmalı. Bugün anne ve babalar televizyon dizileri ve maçlara baktıkları kadar çocuklarına vakit ayırmadıkları için, çocuklar cep telefonunun ekranına daha fazla gülümsemektedir. Ebeveynler bir talepte bulunduklarında ise homurdanmaktadırlar. Bu tamamen ilgisizlikten ve iletişim eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Aile içindeki iletişim ve duygusallık sağlanırsa, yeni yetişen nesiller çok başarılı olurlar. Bir kasabada yediklerine dikkat etmeyen, fazla spor yapmayan insanların az hasta oldukları görülüyor. Yapılan araştırmada kasabadaki hanelerin birbirleri ile her türlü iletişime açık olduğu, dertlerini ve sevinçlerini sürekli paylaştıkları görülüyor. Bu stresi dağıtıyor. Bugün sosyal ağlarda dolaşmak yerine, mahallemizde komşumuz ile vakit geçirsek, inanın birçok hastalığı engellemiş olacağız. Bugün birçok ülkede, bırak komşunun derdini, yakın akrabaların meseleleri ile bile insanlar ilgilenmekten kaçınıyor. Her an bir iyilik yapmak için fırsat kollamalıyız. Bunu yaparsak, kendi auramız güzelleşir, hastalıklardan uzaklaşırız. Yemeği bile yaparken güzel kelimelerle onun enerjisini arttırabilir, vücudumuz için daha faydalı hale getirebiliriz” dedi.

Başbakan’ın her yeni evlenen çifte 3 çocuk tavsiyesinde bulunmasının çok olumlu olduğunu belirten Arıkan, ancak bunun kanunlarla desteklenmesini istedi. Çocuk sahibi olmayı düşünenlere pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini savunan Arıkan, “Durmadan yola devam etmek istiyorsak, Avrupa’nın birçok ülkesinde uygulamaya başlanan ve her geçen gün yaygınlaşan, çocuk yapan kadınlara 2 yıl ücretli izin uygulamasını kanunlaştırmalıyız. Hatta biz Türkiye olarak daha da ileriye giderek, kısmen de olsa telaşeli dönem için kocalara da kadının vazifelerini üstleneceği zorlu süreç için 3-5 ay ücretli izin vermeliyiz. Hollanda, Polonya başta olmak üzere birçok ülke ücretli doğum iznini, kadının gebe kaldığının tespit edildiği andan itibaren uygulamaya başlıyor. Bu uygulama hemen Türkiye’de kanunlaştırılmalıdır” dedi.

Yaklaşık 2 saat süren konferansta, ünlü markaların bir müşterisini kırmamak için yaptığı ilginç değişiklikleri anlatan Münir Arıkan, evlerde her gün 1 saat televizyonun kapatılmasını, yarım saatten az olmamak üzere kitap okunmasını ve aile fertleri ile yüz yüze konuşma imkanı sağlanmasını ısrarla tavsiye etti.

İHA

Aile içi şiddette yılda 14 bin kadın ölüyor

Share

AFP’nin elde ettiği, “Anna” adlı Rus sivil toplum kuruluşunun raporunda, aile içi şiddet yüzünden yılda 14 bin kadının öldüğü, yine yılda 650 binden fazla kadının da aile içi şiddete maruz kaldığı bildirildi.

Kuruluşun başkanı Marina Pisklakova, sözkonusu ölümlerin kadının kocası veya birlikte yaşadığı kişinin dayağı sonucu olduğunu söyledi.

Pisklakova, “uzmanların, bu istatistiğin aşağı yukarı 1995 yılından bu yana değişmediğini belirttiğini” de kaydetti.

AA

Katar’ın First Lady’si: Giyim için fetva vermem

Share

Nur Batur’un haberi

Arap dünyasının eğitim alanında zamanın ötesinde hareket etmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Neden?

Çünkü zaman kaybediyoruz. Onlarca yıl atıl kaldık. Adeta uyuduk. Artık kapasitemizin sınırlarını zorlayıp harekete geçme zamanı geldi. Eğer Arap gençliğini doğru yönlendirirsek birçok alanda dünya liderleri çıkacağına inanıyorum. Bakın 2022′de Dünya Kupası’nı Katar’a getirmeyi başardık. Kendimize güvenince hedefimize de ulaşabiliriz.

Katar’ın seçilmesinde esas rolü sizin oynadığınızı düşünenler o kadar çok ki… Galiba Altın golü siz attınız..

(Kahkahalar) Yok yok. Ben çok daha sonra işin içine girdim. Gençler bunun için çok çalıştı. İki yıldır uğraşıyorlar bunun için.

GAZZE’YE GİTMEK İSTİYORUM

Peki Arap dünyasındaki eğitim açığını nasıl kapatmayı planlıyorsunuz?

Özel sektörün de eğitim alanına hızla girmesi gerekiyor. Yüzyılın hedefi eğitim olacak. Tüm hedeflerimizi gerçekleştirmenin tek yolu bu. 2 yıldır eğitimde yeni buluşlar dünya konferansını düzenliyoruz. Doha’ya bu yıl da 1200 akademisyen ve uzman davet ettik. Gelecek yıl eğitim alanında yeni buluşlar için 500 bin dolarlık ödül koyduk.

UNESCO özel temsilcisisiniz… Savaş bölgelerindeki çocukların eğitimiyle de ilgileniyorsunuz. En büyük hedefiniz ne?

Çatışma bölgelerinde yaşayan çoçuklarının eğitimi güvence altına almalıyız. Bunun için Irak’a gittim. Gazze’de ise keşke rol oynayabilsem. Keşke okullarını yeniden inşa edebilsek. Ama Gazze’ye giremiyoruz.

Türkiye’nin de hâlâ Gazze’de oynayabileceği bir rol var mı?

Türkiye, Gazze’yi yeniden inşa etmek isteyenlerle İsrail arasında arabuluculuk yapabilir. Başbakan Tayyip Erdoğan’la bir görüşmemizde bunu konuştuk. İsteyen liderlerle birlikte Gazze’ye gidip durumu yerinde görmek istiyoruz.

İSLAM SADECE CAMİDE OLMAZ

Gazze’ye de gideceksiniz yani öyle mi?

Evet… Gazze’de hayat koşullarının düzeltilmesi için bütün liderlerin baskı yapması lazım.

Biraz da İslam’dan söz edelim. İslam sadece camide olmaz diyorsunuz?..

Evet. İslam sadece kurallarını yerine getirmek anlamına gelmiyor. Çok daha derin bir anlamı var. Bence İslam herkesin kalbinde ve ruhunda olmalı. Müslümanlık kuralları yerine getirmenin ötesinde bir duruş, bir davranıştır. Kalbinizde olanı başka insanlara da yansıtırsınız.

Türkiye’de çok tartışılan bir konu var. Müslüman kadınlar nasıl giyinmeli? Çok şık giyiniyorsunuz. Başınızı da fazla kapatmıyorsunuz.

(Gülerek) Yooo başımı kapatıyorum.

Fakat saçlarınızı görüyorum. Ama bazı kadınlar saçlarının tek bir telini bile göstermiyorlar.

Evet ama büyük ölçüde başımı örtüyorum.

Doha’da siyah çarşaf ve peçeyle dolaşan çok kadın gördüm. Sadece gözleri görünüyordu. Sizin örtünmeyle ilgili bakışınız çok farklı…

Benim nasıl giyindiğimi görüyorsunuz. Kendi anlayışıma göre giyiniyorum. Belki doğru belki de yanlış ama bu benim bakışım. Ancak İslami kurallar açısından konuyu yargılayacak durumda değilim. Kimseye de ne giyip ne giymemesi gerektiğine ilişkin fetva da veremem.

Benazir Butto “En iyi örtünme, gözlerdeki örtünmedir. İnsanların bakışı namuslu olmalıdır” demişti. Sizce örtünme için İslami kurallar var mı?

Kuşkusuz ben İslam alimi değilim. O bakımdan da İslami kuralların neyi emredip neyi emretmediğini konuşamam. Tamamen kişisel olarak nasıl giyinmem gerektiğine karar veriyorum.

sabah

Güzellik uykusu gerçekten işe yarıyor!

Share

İsveçli bilim adamları, yaptıkları araştırmayla ”güzellik uykusu”nun işe yaradığını ortaya koydu.

Stockholm’deki Koralinska Enstitüsündeki bilim adamları, güzellik uykusunun bilinen bir kavram olmasına rağmen bilimsel destekten yoksun olduğunu düşünerek araştırma için kolları sıvadı. Araştırmada, iyi bir uyku çekenlerin, uykusuz kalanlara göre daha çekici ve sağlıklı olduğu belirlendi.

Araştırmaya katılan gönüllülerin, 8 saat uykudan sonra ve 31 saat uyanık tutulduktan sonra fotoğraflarını çeken bilim adamları, uyku yoksunu katılımcıların daha az sağlıklı ve çekici olduğunu kaydetti.

Araştırma ekibi, normal bir gece uykusu uyuyan ve daha sonra gece uykusundan mahrum edilmiş 23 genç erkek ve kadının fotoğraflarını gözlemcilerden değerlendirmesini istedi. Kameradan aynı uzaklıkta tutulan, makyaj yapılmayan ve aynı yüz ifadesine bürünen katılımcıların fotoğraflarına bakan gözlemciler, uykusuz olanların, yeterince uyuyanlara göre daha az sağlıklı, daha çok yorgun ve daha az çekici olduğu sonucuna vardı.

Doktorların, hastalarının rahatsızlığını daha iyi anlamalarına yardımcı olacağı ifade edilen araştırmanın sonucu British Medical Journal dergisinde yayımlandı.

AA

Moda, eski dünyayı keşfe çıktı

Share

Kezban Karagöz’ün yazısı  

 Dünyanın farklı ülkelerinde ya da kıtalarında yayımlanan moda dergileri, ülkemizdekilerinin aksine, ‘Batı’dan ibaret olmak’ tarzının çoktan dışına çıktı.

Türkiye’de moda dergilerindeki çekimlerin teknik açıdan Avrupa’daki çizgiye çok yakın olduğu bir gerçek. Fakat diğer taraftan moda çekimlerinde tek seslilik hakim. Birkaç moda dergisini alıp baktığınızda hemen hemen aynı tarz, aynı mantıkla çekilmiş resimler görüyorsunuz. Ekseni Doğu’ya kaydı denen bir ülkede yapılan bazı çekimler neredeyse pornografi seviyesinde. Buna en çok şaşıranlarsa yine Avrupalılar. Bir derginin moda çekimleri için ülkemize gelen bir süper model, çekimlerin konsepti için, halkı Müslüman bir ülkede bu derece frapan işler yapılmasına çok şaşırdığını söylüyor.

Bizdekiler ‘Batılılar kadar ‘cesur’ pozların çekilebileceğini ispat etme derdindeyken Avrupa tabir yerindeyse yeni hazineler peşinde. Örneğin bir süredir Türkiye’de yayın yapan Vogue’un Almanya edisyonunda yayımlanan fotoğrafları Tibet’ten bir rüzgâr estirmiş adeta. Tam anlamıyla orijinal. Frapan çağrışımdan uzak. İspanya’da çıkan moda dergisi Bon Magazine ise bir hastalığından ötürü saçları dökülünce kıyafetlerinden eşarp yapan eski bir modelin annesi ile hayatını anlatan Grey Garden filmini moda çekimine dönüştürmüş ve ortaya gerçekten farklı bir çalışma çıkmış.

Ortadoğu’da çıkan moda dergilerine baktığımızdaysa doğrusu pek alışık olmadığımız görsellere rastlıyoruz. Dubai’de, Endonezya’da, Malezya’da yani Müslüman ların yoğun olduğu ama özellikle Dubai gibi çok farklı ülkelerden insanların da yaşadığı yerlerde moda dergileri neredeyse ülkeyle bütünleşmiş gibi. Marie Claire’den Vogue’a birçok dergide dünyaca tanınmış tasarımcıların işleri kadar, ülkenin kültürünü yansıtan işler de yer buluyor. Hem tesettür giyim tasarımcılarının hem de bildiğimiz modern giyim tasarımcılarının aynı çatı altında defile yaptığı moda günlerinin haberleri dergilerde hak ettiği yeri buluyor. Ayrıca simsiyah ve upuzun abayı giymiş bir tasarımcıya da yer veriliyor sayfalarda. Dergiler o ülkenin değerlerini ya da geleneklerini yansıtan kıyafetleri ve bu kıyafetleri taşıyan insanları da benimsemiş. Aynı dergilerin Türkiye edisyonlarına baktığınıza ise çok acı ama ne yazık ki, bu toprakları yansıtmaktan ziyade bu topraklardaki kadınlara başka bir kadını anlatan, başka bir kadına öykünmelerini sağlayan işler görüyoruz.

Zaman – Cumartesi

‘Hz Fatıma örnek alınsaydı dünya cennet olurdu’

Share

Erikli Baba Kültür Derneğince, Kerbela mateminin 1371. yıldönümü nedeniyle Zeytinburnu Kültür Merkezinde ”Biz Bir Aileyiz: Ehlibeyt Ortak Noktamız” başlığı altında düzenlenen gece, Binali Doğan Dede’nin duası ve Sercan Dirik Erkeker’in mersiyesi ile başladı.

Gecede, Kerbela mateminin tarihçesini anlatan Harun Tokak, Ehlibeyt’in model bir aile olduğunu, dünyanın bütün sıkıntılarının temelinde bu model aile mantığının kaybolmasının yattığını kaydetti.

Tokak, Ehlibeyt ailesinde sevgi, saygı, birlik, beraberlik, metanet ve anlayış olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

”O aile cennet bahçesinden bir ailedir. Bugün bu ailenin mantalitesini kaybettiğimiz için acı çekiyoruz. Dünya elbet bir gün aile olacak ve işte bu birliktelik Ehlibeyt anlayışından fışkıracak. Milletimizin sahip olduğu cesaret, sadakat ve merhamet, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın evinden yayıldı. Çünkü Hz. Ali imanda, cesarette ve sadakatte önde bir insandı. Hz. Ali ve Hz. Fatıma ailesi örnek, model bir aile idi. Bugün bütün aileler o aileyi model alsa, onlar gibi bütün insanlığı kucaklayabilseydi, dünya cennet olurdu.”

Tokak, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın cennet bahçesine benzeyen evlerinde ”Hasan” ve ”Hüseyin” adında iki çiçek açtığını, torunlarına olan sevgisinden dolayı Hz. Muhammed’in o evi daha sık ziyaret etmeye başladığını anlattı.

Hz. Muhammed’in torunlarının ağlamasına hiç dayanamadığını, hatta kızına ”Fatıma, onların ağlamaları beni üzer” dediğini belirten Tokak, ”Hz. Muhammed öldükten sonra Hz. Ali ve Hz. Fatıma ailesine bir matem çöktü. Bu acıya Hz. Fatıma sadece 6 ay dayanabildi. Ölümünden bir gün önce, o yüzü günden güne solan Hz. Fatıma anamıza bir canlılık geldi, Hasan ve Hüseyin’i yıkadı, saçlarını taradı, evini temizledi. Aylardır eşinin yüzünün gülmediğini bilen kocası Hz. Ali, hanımına bu iyiliğin nedenini sorunca, şu cevabı aldı: ‘Yarın gidiyorum ey Ali. Babam dün rüyamda beni çağırdı, ‘yarın iftarı birlikte yapacağız’ dedi. Eğer evliliğimiz boyunca seni üzecek bir şey yaptıysam beni affet.’ Hz. Fatıma, oğulları Hasan ve Hüseyin’i de eşi Hz. Ali’ye emanet ederek, son nefesini verdi.”

Tokak, Kerbela’nın, peygamber çocuklarının susuz bırakıldığı ve canlarının alındığı toprakların adı olduğunu ifade ederek, Kerbela’nın bir kuyu olduğunu, Ehlibeyt’in çiçeklerini yuttuğunu ve onların ayaklar altında ezilmesine seyirci kaldığını söyledi.

O gün Fırat’a düşen kanın acısının hala yüreklerde hissedildiğini belirten Tokak, Hz. Hasan ve Hüseyin’in şehit edildiği günün bir cuma günü olduğunu hatırlatarak, ”O gün cuma olduğu için camilerden selalar okunuyordu. Hz. Hüseyin yaralar içinde son bir güçle başını kaldırarak, ‘Camilerden dedemiz Hz. Muhammed için salavatlar okunuyor, ama biz ayaklar altındayız’ dedi. İşte o gün o model aileyi kaybettiğimizi için bugün dünya acı çekiyor” diye konuştu.

Erikli Baba Kültür Derneği Başkanı Metin Tarkan da mistik bir ortamda Ehlibeyt’i anmak için bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, ”Ehlibeyt sevgisini ortak değer olarak kabul ediyoruz. Bu sevginin kaynaştırıcı bir unsur olduğunu ve bizi bir aile gibi kaynaştırdığını görüyoruz” dedi.

Tarkan, yıllar önce yaşanan Kerbela olayının bütün acısıyla hala hafızalarda yerini koruduğunu ve sonsuza dek bu acının devam edeceğini kaydederek, Ehlibeyt sevgisinin tüm inananlara çok şey kazandırdığını, bunun başında da Sufilik ve tasavvuf anlayışının geldiğini söyledi.

Mehmet Kemiksiz ve Müzik Topluluğunun nefes, mersiye ve muharremiye icra ettiği gecenin sonunda konuklara aşure ikram edildi.

Geceye, Zeytinburnu Kaymakamı Mustafa Dündar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

AA

Kadının en büyük şikayeti töre ve şiddet

Share

Türkiye genelindeki 11 kadın müftü yardımcısından birisi olan Adana İl Müftü Yardımcısı Saliha Bilgiç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aile kurumunu oluşturan anne, baba ve çocuklarla ilgili problemlerin yanı sıra yanlış telakkilerden kaynaklanan sorunlara çözüm üretmek amacıyla oluşturulan Aile İrşat ve Rehberlik Bürosu’na kadınlardan gelen şikayetlerin, şiddet ve törelerde yoğunlaştığını bildirdi.

Bilgiç, ”Yaşadığımız yüzyılda bu sorunlardan bahsedilmesini bile üzücü buluyoruz. Bu ve benzer şikayetlerle bize başvuran kadınlarımıza bu sorunlarla nasıl başa çıkabileceklerini anlatıyoruz. Gerektiğinde de eşi ve tüm aile bireyleriyle görüşmeye davet ediyoruz. Büromuzda, bir ev ortamında geçen görüşmenin ardından sorun çözüme kavuşturuluncaya kadar aile ile sürekli irtibat halinde oluyoruz” dedi.

Saliha Bilgiç, 2004′de Adana, İstanbul, İzmir, Adana, Samsun ve Elazığ’da pilot uygulama olarak, ardından da diğer il müftülükleri bünyesinde oluşturulan ve bugün 67 il merkezi ile ilçelerdeki alt bürolarıyla birlikte sayıları 170′i bulan Aile İrşat ve Rehberlik Bürolarına erkeklerin de başvurusunu kabul etmelerine rağmen yardım talebinde bulunanların yüzde 50′den fazlasını kadınların oluşturduğunu kaydetti.

Kadının aile birlikteliğinin devamında belirleyici rol üstlendiğini ifade eden Bilgiç, ”Sağlıklı bir toplum da sağlıklı anne ile mümkün oluyor. Bunun için kadın eğitimi önceliğimizi oluşturuyor. 9 kadın din görevlimizin özel eğitim aldıktan sonra görev yaptığı bu büroda binlerce yuvanın yıkılmasını önlediğimizi söylemek abartı olmaz” dedi.

-”TÜRK TOPLUMUNUN GÜÇLÜ AİLE BAĞLARI”-

Bilgiç, Türk toplumunun güçlü aile bağlarıyla diğer toplumlardan farklı özellik taşıdığını, bunda da belirleyici rolü kadınların üstlendiğini ifade ederek, şunları söyledi:

”Özellikle genç nesil, daha evliliğin ilk yıllarında yaşanan sorunlar karşısında kaçmayı tercih ediyor. Bu nedenle resmi kayıtlara ‘şiddetli geçimsizlik’ olarak geçen oysa, altında ‘incir çekirdeğini bile doldurmayacak’ diye nitelendirebileceğimiz sorunlardan kaynaklı boşanmalar oldukça yoğunlukta. Bu bir kaçış ancak, kaçış bir çözüm olmadığı gibi başta anne ve babası ayrılmış çocuğun mutsuzluğu olmak üzere çeşitli toplumsal sorunları da beraberinde getiriyor. Biz bu sorunların yaşanmaması, aile birlikteliğinin devamı için yönlendirici görev üstleniyoruz.”

Cami içi faaliyetlerde, kadın vaizler tarafından verilen vaaz ve hutbelerde aile konusuna ağırlık verdiklerini, cami dışı faaliyetlerde ise konferanslar, çeşitli sivil toplum kuruluşları ile birlikte hazırlanan programlar ve eğitim faaliyetleriyle kadını yönlendirdiklerini anlatan Bilgiç, ”Büromuz aracılığıyla aile birlikteliğinin devamını sağlayan, sorunlarına çözüm üreten kadınlarımız daha sonra gelip bize teşekkür ettiklerinde yaşadığımız mutluluğu tarif etmek mümkün değil” diye konuştu.

Bilgiç, devletin diğer sosyal hizmet birimleriyle işbirliği içinde olduklarını belirterek, dileyen kişilerin müftülük bünyesindeki bürolarına şahsi başvurularının yanı sıra internet ya da telefon aracılığıyla yapılan başvurularda da kendilerine aktarılan sorunlara çözüm üretmeye çalıştıklarını sözlerine ekledi.

AA

Regli kadın çalışana kırmızı bileklik şartı

Share

Hindustan Times gazetesinin internet sitesindeki habere göre, bu “dudak uçuklatıcı talep” işçi sendikasının ülkedeki şirketlerin “acımasız” tuvalet kurallarıyla ilgili raporunda ortaya çıktı.

Sendikanın raporunda, işverenlerin, çalışanların tuvalet ihtiyacı için çok zaman harcadığı ve bunun üretimde kayıp anlamına geldiği konusunda giderek daha takıntılı olduğu bildirildi.

Raporda, işverenlerin yüzde 66′sının tuvaletlere giriş için elektronik kart sistemi getirdiği, bazı işyerlerinde tuvaletlere kamera yerleştirildiği, bazısında ise tuvalete imza defteri konulduğu belirtildi.

Sendikanın raporunda, en aşırı eylemin bir işverenin kadınların adet döneminde kırmızı bileklik takmalarını istemesi olduğu vurgulanarak bunun, kadınları aşağılayıcı bir tutum olduğu ifade edildi.

Norveç tüketici ombudsmanı başkanı Bjorn Erik Thon, adet dönemiyle ilgili getirilen tuvalet kuralının özel hayatı ihlal ve kişiye hakaret olduğunu söyledi.

AA

Güzelliğin sembolü ‘ben’i olan yaşadı

Share

İtalyan La Repubblica gazetesinde yer alan habere göre, Londra Kraliyet Üniversitesinden bir grup bilimadamı, Cindy Crawford, Eva Mendes ve efsanevi yıldız Marilyn Monroe gibi kadınların güzelliklerinin de sembolü olan benleri konu alan araştırmalarında, yaşları 18 ile 79 arasında değişen birbirine benzemeyen 1200 ikiz kadını inceledi.

Araştırmanın sonucunda, yüzden fazla beni olanların kaslarının daha gergin ve kalpleriyle gözlerinin daha sağlıklı olduğunu gözlemleyen bilimadamları, bu kişilerin yaşıtlarına nazaran en az 7 yaş daha genç göründüğünü de tespit etti.

Ben sayısı çok olan insanların kemiklerinin de normalden güçlü olduğunu belirten bilimadamları, tüm bu olumlu özelliklerin bu kişilerin telomerlerinin uzun olmasından kaynaklanıyor olabileceğini vurguladı.

Birçok insanda ortalama 30-40 ben oluyor ancak bazı kişilerdi bu sayı 600′e kadar yükseliyor.

AA

Kadına pozitif ayrımcılık metinde kaldı!

Share

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Türk Sağlık-Sen, 5 Aralık Kadınlar Günü dolayısıyla genelde tüm çalışan kadınların, özelde sağlık hizmet kolunda görev yapan kadınların çalışma hayatında karşı karşıya kaldıkları sorunlara yönelik bir rapor hazırladı.

Rapora göre, kadın çalışanlar, erkeklere oranla hasta ve hasta yakınlarının olumsuz yaklaşımlarına, baskılarına ve fiili şiddetlerine daha fazla maruz kalıyor.

İdarecilerin kadın çalışanların fiziksel ve psikolojik durumlarına uygun yaklaşımlar sergilememesinin sıkıntıları beraberinde getirdiği ifade edilen raporda, kadınların, fiziki yeterliliklerinin göz önüne alınmaması nedeniyle ağır iş yükleriyle karşı karşıya kalabildiği belirtildi.

Kadınların, çalışma ortamı içinde meydana gelen olumsuzluklar karşısında idareciler tarafından iş arkadaşları arasında küçük düşürücü davranışlarda bulunulmasından yakındığına yer verilen raporda, ayrıca kadınların fiziksel şiddete, tacize ve tehdide maruz kalınacağı endişesi yaşadığı kaydedildi.

Süt izni kullanımında ve bakmakla yükümlü oldukları muhtaç çocuk, hasta ve yaşlıların bakımında idarecilerin engel çıkarmalarının kadınları güç durumda bıraktığı ifade edilen raporda, kadın çalışanların çalışma hayatında karşı karşıya kaldıkları diğer sorunlardan bazıları şöyle sıralandı:

-Çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın kadın çalışanların fiziksel ve ruhsal yapılarına uygun olarak düzenlenmemesi.

-Gece nöbeti uygulamasının, süresi ve sıklığının kadın çalışanların aile birliği ve temellerine olumsuz etkisi.

-Çocuk sahibi kadın çalışanların özellikle nöbet uygulamalarında kreş imkanlarından yararlanamamaları.

-Kadın çalışanların mesleki bilgi ve becerilerini günümüz şartlarına uygun olarak geliştirmelerine yönelik imkanların sağlanamaması.

-Kadın çalışanların istekleri dışında geçici görevlendirilmeleri veya naklen atamalarının yapılması.

-Sağlık evlerinde görev yapan bayan çalışanların güvenlik ve barınma sorunları.

-Gece vardiyası, nöbet veya icap nöbetlerinde ulaşım sorunu yaşanması.

AYRI GİYİNME DOLABI OLMAYAN İŞ YERLERİ

-Bazı iş yerlerinde kadın çalışanlara ait giyinme odalarının bulunmaması.

-Kadın çalışanların iş ortamından kaynaklanan sorunlarının giderilmesi için idarece gerekli katkı ve kolaylığın sağlanmaması.

-Basın-yayın organlarında kadın çalışanlara yönelik olumsuz etki yaratacak haberlerin yapılması.

-Kurumların kadın çalışanlara yönelik sosyal aktiviteler düzenlememesi.

-Kadın çalışanların kanuni haklarını kullanımında idarecilerin direnç göstermeleri.

-Kadın sağlık çalışanlarının yardımcı sağlık personeli olarak tanımlanması.

ŞİDDET MAĞDURUNA DESTEK YOK

-Ücretli ve ücretsiz doğum izin süresinin yetersizliği.

-112 acil sağlık hizmetlerinde görev yapan kadın çalışanlara ambulans şoförlüğü yaptırılması.

-Psikolojik veya fiili şiddete maruz kalan kadın çalışanlara idarece gerekli desteğin sağlanmaması.

-Kadın çalışanların idari görevlerde erkeklere oranla daha az görevlendirilmesi.

-İdarecilerin sıklıkla takdir yetkilerini kullanmasıyla kadın çalışanlar aleyhine keyfi uygulamaların ortaya çıkması.

-Kadın çalışanların kanuni izinlerinin erkeklerle eşit olması.

”POZİTİF AYRIMCILIK SADECE METİNLERDE OLMAMALI”

Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kadın çalışanların çalışma hayatında birçok zorlukla mücadele etmek durumunda kaldıklarını ifade etti.

Sağlık alanında çalışan kadınların zaman zaman şiddete uğradıklarına dikkati çeken Kahveci, şöyle konuştu:

”Öyle ki kadın çalışanlar can güvenliklerinden yoksun bir şekilde hizmet yürütüyorlar. Düşük ücretlerle vekil ebe-hemşire olarak çalıştırılıyorlar. Sözleşmeli istihdamla ailelerinden ayrı yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Kadınlara pozitif ayrımcılık Anayasa’ya da girdi ama bu sorunlar hala görmezden geliniyor.

5 Aralık, Kadın Hakları Günü. Türk kadını seçme ve seçilme gibi çok önemli iki hakkı Avrupa ülkelerinden çok daha önce 1934′te elde etti. Fakat bugün çalışma hayatında karşılaştıkları sorunlar yüzünden Anayasa ile korunma altına alınan aile birliği, ücrette adalet ve can güvenliği gibi bir çok hakka sahip olmak konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Kadınlara pozitif ayrımcılık sadece metinlerde değil uygulamada da olmalıdır.”

AA

TRTsohbetFM
Son Yorumlar
    Takvim
    Şubat 2012
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Nis    
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    272829